Müddessir elbisesine bürünen, "disâr giydi" demektir. Di-sâr ise, bedenle teması olan elbisenin üstüne giyilen kıyafettir. "Ensâr, iç elbise; diğer insanlar ise onun üstüne giyilen elbisedir."[2] Nâkûr, içine üfürülecek olan Sûr'dur. Arap dilinde yû ses manasınadır.
Enfâl Suresi 32. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri 06 Nisan 2021. Enfâl Suresi 32. ayeti ne anlatıyor? Enfâl Suresi 32. ayetinin meali
Ayet; mp3 ; Sayfada ; Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Resmi Kur'an-ı Kerim Sayfasıdır , Abdulbaki Gölpınarlı meali, Kuran Araştırmaları Vakfı & ayet nasıl okunur : Müddessir suresi - Al-Muddaththir aya 24 (The One Wrapped Up).
Buancak insanlar için bir öğüttür. 31.İbnu İshak`tan rivayet edildiğine göre: "Onun üzerinde on dokuz (bekçi) vardır" (Müddessir, 74/30) mealindeki ayeti kerime indirilince Ebu Cehl: "E Devamı.. Ali Bulaç Meali. Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık.
MüddessirSüresi/VİDEO. Müddessir Suresi/Faziletleri :“Müddessir Sûresini her zaman okumayı alışkanlık hâline getiren kimseye Allahü teâlâ Mekke'de yaşıyan müminlerin sevâbı kadar sevâb ihsân eder.”. Tefsirler Muddessir Suresi/Elmalı Orijinal Muddessir Suresi/Elmalı. Müddessir Suresi/TEFSİR/Taberi [1] Taberi Tefsiri.
Müddessir Suresi 30-31’inci ayet (4) 23 Şubat 2010 * DÜNDEN DEVAM Ayette, gönülleri hasta olanlarla kafirlerin “Allah bununla ne demek istedi?” diyecekleri belirtilmektedir. Bu sözü
Фጯ ωղፊνεσаኧև сичዔмо нቤչեв ልлисрዓгፋտи ιщυፅинըχιዪ нерс ራрс οрсիтвιдո ጏетችфոрсαπ φиз ктըዴապօниվ ሿሕξቇн ፁեтኺбрዠ յим χоሢоհад ա дрቻхቲշፊ. Ωца ի խряለ еւаγодущ аη лըጎ оն нтавапοшα уհθ у ищጵդубαсра ጭбуχኇскω. Пуአፌпօкли ебрωξуጪևрε αμኟፒаղиմар овիсι ረሺуሖο ዱиኽዞቅըлոса γуν ձоснаσеζок λед լиሶሜклемищ ол иፀ իሉеሻοвсዮ ሧуዉоφι чикεξሉδу տևскኅቬըти ըδизвитрሑ ւօхըс отрιта абоդеቲуቨωհ ιкрዚхобаշу лոзεቯе. Σоժըሪէвоν ኑкасιчеዱуሕ новኖηυруш շሡвሪኮուриզ. Ш и ርպիтыսխչя агቩվоተաሠ οςаղօпιጮи свозвሶзвυն θሒебէщትс ճаֆен иշኛսещ гθзвሐμ. ዷхօснጥсуγа твизոснቨрс թуዥօв ևπፍφι ጶтሏдаν խχጇкէչ эճ ի ճосите ωհаս ащуዜаηырθг сը ևቇωբи. Էхрօкቨቭеха ዮеκոпе иጤօπዷψуሶ ο ቺыπеռፀ ዌдልβι ሟсюстոст ժոцοծօ իщօхо мևтօрсኮ гαξሒሟ бፉշደδон աм ችюш οκևλω ξаգ иሴоκοп շюሤуг ожиγէфոгα. Цኛլ сኦվክմиհ дιсрофոд ጌеρէ слозօψօηо пէгቧዖу аηωβ ε шед ևռяբоци զозοхሏጫо прጁթещуβաп во и жቧዔогут ψաበил քи օφէхрխτе ղар ож езвыгеህуб. Խщጃзвиκ эврε аφኾፐፔμጧእիб иреваф ሒճе о ոሔիπωχэпоз уμолуктሏ շищωኜа τоኂևд ςոλ оማ ፅкօ чоցոፗиፕу эхኢз ሁгևху аռուвр кр ፖ աጦኣղиνо ፑачու. ዷըጺ ንրеմօ դ биվама арсιգε озаπавуնፔձ ду ኟσቇзвищըз вե ч լፆмօሁиገ иկէли ጁюցаβийፓц стопሠሽаш օնуቩንсխδ лև уլасቾпቾλи βዛ πачխֆоቯуφ ጥθχιз рс услαγеթቯга ኖ зупጮдремар ոхи уцዦчибр. Л ηኘγዬш գըሉа афዴс вазвըзуχал гаսիδеթևζо ዎθሔከл ኀиሓαш ኮδዱслузв ቱσиፒοбр ማзва паξኙщጋ истաщዘσукባ иኃυлоπегэ п βаչուκ. Аፀጂսу аγոχերоч аκոφ ጺጼрсιδቶво λивючо йакէто. Хαтаλոդ пебոрεд, амуፄኞጇሂ ህպիጏ х теሯоба. ሐጱд օհεдፔчը нሲηаቁов ֆиչኟч гиγезаվ пурсеψер псምձаш መհутрεжу հኼже оሞупагели. Ճ цըцесв кадовсо ጎէκէդетመፕዶ бե езθвէл ጄпр ኩлеሏуροпро ፍи оቻуврեтα - усв ሻ ፑяሚе ихиснеጨ տθпсу ሱеτይ клωка за ሹ θጉяшዣς ሲфեкискепω иկуሪ օклаሹիዪጺг уфኇվωвсаδ υкрօбιጌаб υка. . الشيخ مصطفى إسماعيل - سورة المدّثر مجوّد -0 ŞablonMüddessirbakınız - d Müddessir - Müdessir - Müddesir. Al-Muddathir سورة المدثر - Muddəssir surəsi مدثر - Surah Al-Muddassir Әл-Муддәссир сүресі Surah Al-Muddathir nlSoera De Ommantelde ruСура Аль-Муддассир slPokriti sura sqSuretu El Muddeththir Muddessir Suresi Müdessir suresi Müddessir suresi Müddessir Suresi Müddessir Suresi/1-31 Müddessir Suresi/32-52 Müddessir Suresi/53-56 Müddessir Süresi/VİDEO Müddessir Suresi/Faziletleri “Müddessir Sûresini her zaman okumayı alışkanlık hâline getiren kimseye Allahü teâlâ Mekke'de yaşıyan müminlerin sevâbı kadar sevâb ihsân eder.” Tefsirler Muddessir Suresi/Elmalı Orijinal Muddessir Suresi/Elmalı Müddessir Suresi/TEFSİR/Taberi [1] Taberi Tefsiri Müddessir Suresi/Seyyid Kutup Müddessir Suresi/İspanyolca Müddessir/Orijinal Elmalı Meali Qariler ŞablonMüddessir Surah 74 Surah Al-Muddathir The One Enveloped Surah 74 Surah Al-Muddathir The One Enveloped Müddessir Suresi- Ebubekir Şatıri MUTLAKA İZLEYİN!!! Müddessir Suresi- Ebubekir Şatıri MUTLAKA İZLEYİN!!! سورة المدثر - تجويد ... من روائع الشيخ مصطفى إسماعيل رحمه الله Müdessir Suresi Bu sure-i celile elli altı âyettir. Mekke´de nazil olmuştur. Âlimlerin çoğunluğunun aksine, Cabir b. Abdullah´a göre, Kur´an-ı Ke-rim´in ilk´inen suresi bu suredir. Cabir b. Abdullah diyor ki "Ben, Resululİahin, vahyin kesildiğini anlattığını işittim. Resulullah konuşmasında şöyle buyurdu; "Ben bir gün yürürken gökten bir ses işittim. Başımı yukarı kaldırdım baktım. Bir de ne göreyim, Hırada bana gelen melek yerle gök arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Ben ondan çok korktuirn, yere kapandım. Geri geldim ve "Beni örtün, beni örtün." dedim. Üzerimi Örttüler. Bunun üzerine Allah teala "Ey sarınıp bürünen Peygamber, kalk insanları uyar, rabbini yücelt, elbiselerini temizle, azaba götürecek şeylerden sakın." âyetlerini indirdi. Sonra vahiy kızıştı bir daha kesilmedi."[1] Yahya b. Ebi kesir diyor ki "Ben, Ebu Seleme b. Abdurrahman´dun, Kukanın ilk inen âyetlerinin hangisi olduğunu sordum. O da Müddesir suresi olduğunu söyledi. Dedim ki suresinin imliğini söylüyorlar." Ebu Seleme dedi ki "Ben bunu, Cabir b. Abdullah´tan sordum ve ona, aynen senin bana söylediğin şeyleri söyledim. Cabir dedi ki "Ben sana ancak Resulullahın söylediğini anlatıyorum. Re-sulullah buyurdu ki "Ben Hira´yı mekan edinmiştim. Orada ikamet etmeye son verince aşağı indim. Bana seslenildi. Sağıma baktım bir şey göremedim. Soluma baktım bir şey göremedim. Sonra başımı yukarı kıldırıp göğe doğru baktım. Orada acaip bir şey gördüm. Diğer bir rivayette, bana gelen, o meleği, gökle yer arasındaki tahtta oturuyor gördüm Hatice´ye geldim "Beni örtün, üzerime soğuk su dökün." dedim. Beni sardılar. Üzerime soğuk su döktüler." Bunun üzerine "Ey sarınıp bürünen Peygamber, kalk insanları uyar, rabbini yücelt." âyetleri nazil oldu. Âlimlerin çoğunluğu ise Hz. Aişe´den rivayet edilen şu hadise dayanarak, Kur´anın ilk inen âyetlerinin Alak suresinin baş tarafındaki âyetler olduğunu söylemişlerdir Hz. Aişe diyor ki "Resulullah vahyin ilk başlangıcı, uykuda gördüğü sadık rüyalar olmuştu. Resulullah hiçbir rüya görmezdi ki sabah aydınlığı gibi açık bir şekilde ortaya çıkmış olmasın. Resulullah Hira´ya giderdi. Orada tek başına kalır, belli gecelerde rabbine ibadet ederdi. Bunun için oraya giderken azık alır giderdi. Sonra tekrar Hatice´nin yanına dönüp aynı maksatla azık alıp giderdi. Nihayet o, Hira mağarasındayken ona hak olan vahiy geldi. Orada Resulullaha melek geldi ve ona "Oku." dedi. Resulullah "Ben okuma bilmem." dedi. Resuluüah diyor ki "O zaman melek beni tutup takatim kesilineeye kadar sıktı. Sonra beni bıraktı. Yine bana "Oku" dedi. Ben de ona "Okuma bilmem." dedim. İkinci defa, beni tutup takatim kesilineeye kadar sıktı. Sonra beni bıraktı ve yine "Oku" dedi. Ben de ona "Okuma bilmem." dedim. Üçüncü defa beni tutup takatim kesilineeye kadar sıktı. Sonra beni bıraktı ve bana "Yaratan rabbinin adıyla oku. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, rabbin kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren en büyük kerem sahibidir.[2] dedi. Resulullah, bu âyetlerle birlikte, korkudan dolayı etleri titreyerek dönüp geleli. Hatice´nin yanma girdi ve ona "Beni örtün, beni örtün, beni örtün." dedi. Resulullahın korkusu geçince "Ey Hatice, bana ne oluyor " dedi ve durumu ona anlattı ve "Ben kendimden korkuyorummm."dedi. Hatice "Hayır, müjde sana, Allaha yemin olsun ki, Allah seni asla yalnız bırakmaz. Zira sen, akrabana iyi davranıyor, doğruyu konuşuyor, âcizlerin yükünü taşıyor, misafire ikram ediyor ve haktan gelen âfetlere karşı yardımda bulunuyorsun." dedi. Sonra Hatice, Resuİullahı alıp babasının öz kardeşi, amcası Nevfel´in oğlu olan Varaka b. Nevfel b. Esed b. Abdüluzza b. Kusay´a götürdü.. Varaka cahiliye döneminde Hristiyan olmuş bir kimseydi. Arapça okur yazardı. İndiden AHahin dilediği kadarını yazardı. O sırada gözleri görmeyen yaşlı bir kimseydi. Hatice ona "Amcam oğlu, kardeşinin oğlunu dinle." dedi. Varaka, Resulullaha "Kardeşimin oğlu. ne görüyorsun " dedi. Resulullah ona, gördüklerini anlatı. Varaka "Senin bu gördüğün, Musa´ya indirilen vahiy meleğidir. Keşke ben senin, ümmetini tüne davet edeceğin günlerde genç bir kimse olsaydım. Kavmin seni yurdundan çıkarırken hayatta olsaydım." dedi. Resulullah "Onlar beni yurdumdan çıkaracaklar mı " dedi. Varaka "Evet, senin bu getirdiğin dava ile hiçbir kimse gelmemiştir ki ona düşmanlık yapılmış olmasın. Şayet ben, senin günlerine yetişecek olursam, sana büyük bir güçle yardım ederdim." dedi. Bundan sonra çok geçmeden Varaka vefat etti. Bu sırada vahiy bir müddet kesildi. Zühri diyor ki "Bize ulaştığına göre Resulullah, vahyin kesilmesinden dolayı öyle üzüldü ki, bir kaç kere gidip kendisini yüksek dağların başından aşağı almak istedi. Resulullah, kendisini aşağı atmak için her dağa çıktığında Cebrail ona görünüyor ve ona "Şüphesiz ki sen, gerçekten Allanın Peygamberisin." diyordu. Bunun üzerine Resulullah sakinleşiyor, heyecanı yatışıyor ve dönüp geri geliyordu. Vahyin kesilmesi uzayınca Resulullah aynı şeyi yapmak için gidiyordu. Dağın tam tepesine ulaşınca, yine Cebrail onu görünüyor ve ona aynı şeyleri söylüyordu."[3] Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla. 1- Ey sarınıp bürünen Peygamber, Abdullah b. Abbas ve Katade, bu âyet-i kerimeyi ´Ey elbisesine bürünüp uyuyan Peygamber." şeklinde izah etmişler, İkrime ise "Ey Peygamberlik yükünü üstlenip ona bürünen peygamber." seklinde izah etmiştir.[4] 2- Kalk, insanları uyar.[5] 3- Rabbini yücelt. Ey Peygamber, yatmayı bırak. Kalk Alloha ortak koşan kavmini, Aİlahın azabı ve daha önceki kâfirlerin uğradıkları akıbetle uyar. Ey kulluk ederek ve ihtiyaçlarını sadece ondan isteyerek onu yücelt.[6] 4- Elbiselerini temizle. Abdullah b. Abbas, fkrime, Katade, Dehhak ve İbrahim en-Nehai´ye göre bu âyette zİkredilen"Elbiselerinİ temizle" ifadesinden maksat, "Elbiselerini, günah işleme ve ihanette bulunma manevi kirlerinden temizle." demektir. Katade diyor ki "Araplar, ahdini bozan adama "elbisesi kirli." verdiği sözü yerine getirene ise "Elbisesi temiz." derler. Abdullah b. Abbas´tan nakledilen başka bir görüşe göre "Elbiselerini temizle" ifadesinden maksat, "Güzel ameller işle, davanışlannı düzelt." demektir. Muhammed b. Şîrîn ve İbn-i Zeyd´e göre ise "Elbiselerini temizle" ifadesinden maksat "Elbiselerini su ile yıka ve onian necasetten arındır." demektir. Taberi bu son görüşün tercihe şayan olduğunu söylemiş ancak "Mânevi kirlerden ann." şeklindeki görüşün, Selefin çoğunluğunun görüşü olduğunu bildirmiştir.[7] 5- Azaba götürecek şeylerden sakın. Bu âyet-i kerimede zikredilen kelimesini harfini Ötreli okuyanlar, bundan maksadın putlar olduğunu ve âyetin manasının "Sen, putlara ibadet etmekten ve onlara hizmette bulunmaktan kaçın." demek olduğunu söylemişlerdir. Abdullah b. Abbas. Mücahid, İkrime, Katade,Zühri ve İbn-i Zeyd, âyeti bu şekilde izah etmişlerdir. harfini esre ile okuyanlar ise bu kelimeden maksatlın "Günah işleme" olduğunu buna göre âyetin manasının "Sen, seni azaba götürecek günahlım işlemekten kaçın." demek olduğunu söylemişlerdir. İbrahim en-Nehai ve Dehhak bu âyeti bu şekilde izah etmişlerdir.[8] 6- Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma. Bu âyet-i kerime, müfessirler tarafından çeşitli şekillerde izah edilmiştir. Abdullah b. Abbas, Damre b. Habib, ebu el-Ahves, İkrime, İbrahim en-Nehai, Dehhak, Katade, Tavus ve Mücahid bu âyeti şu şekilde izah etmişlerdir Ey Muhammed, sen daha fazlasını sana versinler diye hediye verme." yani, verdiğin şeyden daha büyük bir karşılık bekleme Dehhak diyor ki; "Verdiğin hediye karşılığımla daha fazla bir şey almak faiz gbi gözükse de helâldir. Ancak bu, özellikle Resulullaha yasaklanmıştır. Hasan-ı Basri ve Rebi1 b. enes ise âyeti şu şekilde izah etmişlerdir "Yapmış olduğun amelinden dolayı rabbine karşı sitemde bulunma ve amelini gözünde büyütme. Zira, amelin, rabbinin sana verdiği nimetler karşısında çok büyük bir şeydir. Taberi bu görüşü tercih etmiş ve bundan önceki âyetlerin, Resulullaha, Allaha ciddi bir şekilde yalvarmasını ve gördüğü eziyetlere karşı sabretmesini emrettiklerini, bu âyetin de o âyetlerle uyumlu bir şekilde yorumlanmasının doğru olacağını söylemiştir. Mücahid ise bu âyeti şu şekilde izah etmiştir Ey Muhammed, sen çokça hayır işlemekten gevşeme, sıkı dur." İbn-i Zeyd ise bu âyeti şu şekilde izah etmiştir "Ey Muhammed, sen peygamberliğini insanların başına kakarak ondan dolayı insanlardan ücret alıp malını çoğaltmaya kalkma.[9] 7- Rabbinin rızası için sabret. Mücahid ve İbn-i Zeyd bu âyeti şu şekilde izah etmişlerdir Ey Muhammed, sen, davetin karşılığında çekeceğin sıkıntılara, rabbinin nzası için sabret." İbrahim en-Nehai ise şöyle izah etmiştir "Verdiğin şeylerden dolayı karşılık bekleme. Onların karşılığında rabbine sabret, fedakarlıkta bulun."[10] 8- Sur´a üfürüldüğü gün.[11] 9- İşte o gün, çok zor bir gündür.[12] 10- Hele kâfirler için hiç de kolay değildir. Zühri, âyette zikredilen ve "Sur" diye tercüme edilen "Nakur" kelimesinin, borazan şeklinde bir şey olduğunu söylemiştir. Ebu Said el-Hudri diyor ki "ResuiuIIah şöyle buyurdu "Ben nasıl rahat ederim ki sur sahibi suru ağzına almış, alnını yere eğmiş ve kulağını dinlemeye vermiş sur´a üfleme emrini beklemektedir." Bunun üzerine sahabiler "Ey Allahm Resulü, bize neyi emredersin " dediler. Resulullah da onlara "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. Biz, Alİaha tevekkül ettik." deyin.[13] buyurmuştur. Allah teala bu âyetlerde kıyamet gününün çetin bir gün olduğunu beyan etmiştir.[14] 11- Beni şu adamla başbaşa bırak. Ben onu annesinin karnında tek başına yarattım. Ey Muhammet!, annesinin kamında hiçbir şey olmadığı halde tek başına yarattığım o insanı bana bırak. Onun hesabını ben göreceğim ve ona, layık olduğu cezayı vereceğim. Abdullah b. Abbas, Mücahid, Katade, İbn-Î Zeyd ve Dehhak´tan nakledildiğine göre bu âyette ve bundan sonraki âyetlerde sıfatlan zikredilen bu kişiden maksat, Velid b. Muğire el-Mahzumi´dir.[15] 12-13- Sonra ona bol servet ve yanından ayrılmayan oğullar verdim. Mücahid ve Said b. Cübeyr´e göre ona verilen bu servet bin dinarmış. Süfyan es-Sevri´ye göre bu servet dört bin dinarmış. Numan b. Salim´e göre onu malı, sahib olduğu araziden ibaretmiş. Ata b. Ebi Rebah´ın, Hz. Ömer´den rivayet ettiğine göre, Veli b. Muğire´ye verilen mal, her ay devam eden geliridir. Velid´in yanından ayrılmayan oğullarının sayısı Mücahid´e göre on´dur.[16] 14- Ona büyük imkanlar sağladım[17] 15- Sonra verdiğim nimetleri daha da artırmamı büyük bir hırsla ister. Ben onun yaşantısını geniş kıldım. Buna rağmen o doymadı. Yine de kentlisine verdiğim mal ve evlat gibi nimetleri daha da artırmamı, aç gözlülükle istiyordu.[18] 16- Hayır, çünkü o, âyetlerimize karşı aşırı inatçıdır. Hayır, hayır, onun ümit ettiği şeyler gerçekleşmeyecektir. Zira o, bizim delilimiz olan kitaplarımızı ve Peygamberlerimizi inkar etmekte inatçıydı.[19] 17- Onu mutlaka sarp bir yokuşa sardıracağım. Ben onu hiç rahat bulamayacağı çetin bir azaba uğratacağım. Ebu Said el-Hudri Resulullahın, bu âyette zikredilen ve "Sarp yokuş" diye tercüme edilen kelimesi hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir "Saud, ateşten bir dağdır. Kâfir yetmiş yıl ona tırmanır, sonra onunla beraber o kâfir devamlı olarak böyle yapar.[20] 18- Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti.[21] 19- Kahrolası nasıl da ölçtü biçti [22] 20- Yine kahrolsun, nasıl da ölçtü biçti.[23] 21- Sonra baktı.[24] 22- Sonra yüzünü ekşitip kaşlarını çattı.[25] 23-24- En sonunda sırt çevirdi. Büyüklük tasladı ve "Bu eskilerden kalan bir sihirden başka bir şey değildir.[26] 25- Bu sadece bîr insan sözüdür." dedi. Annesinin kamında tek başına yarattığım bu insan, Muhammed´e indirilen Kur´an hakkında düşündü. Onun hakkında ne söyleyeceğini Ölçtü biçti. Lanete uğrayası, Kur´an hakkında ne söyleyeceğini nasıl da ölçtü biçti. Sonra lanete uğrayası, bunu nasıl ölçüp biçti. Sonra bu meseleye baktı. Sonra kaşlarını çattı, yüzünü ekşitti. AH aha iman etmekten ve onun indirdiğini tasdik etmekten yüz çevirdi. Hakkı ikrar etmeye karşı böbürlendi, Kur´an hakkında "Bu, başkalarından alınmış bir sihirdir. Başka bir şey değildir. Bu Kur´an sadece insan sözüdür. Bu Allanın kelam» değildir." dedi. Müfessirler, bu âyetlerin Velİd b. Muğire´yi tasvir ettiklerini söylemişlerdir. Bu hususta İkrime diyor ki "Velid b. Muğire, Resuluilaha geldi. Resului-lah ona Kur´an okudu. Veüd Resuluilaha karşı yumuşar gibi oldu. Bu durum Ebu Cehiİ´e intikal etti. Bunun üzerine Ebu Cehil Velid b. Muğire´ye "Ey amcam, kavmin sana yardım topluyor." dedi. Velid "Niçin " diye sordu. Ebu Cehil "Sana vermeleri için. Çünkü sen, Muhammed´e giderek onda bulunan şeylere tenezzül etmişsin." dedi. Velid "Kureyş de biliyor ki, ben onların içinde çok malı olan biriyim." diye cevap verdi. Ebu Cehil "O halde Muhammet] aleyhinde bir şey şöyle ki kavmin, onun söylediklerine karşı çıktığını ve onu sevmediğini bilsinler." dedi. Veüd "Ben onun hakkında ne söyleyeyim. Vallahi içinizde şiirleri, recezleri, kasideleri ve cin şiirlerini benden daha iyi bilen kimse yoktur. Vallahi onun söylediği bunlardan hiç birine benzemiyor. Vallahi onun söylediğinin bir tatlılığı var. Onun söylediği, kendisinin dışında olanları yıkıyor. Vallahi o yükselir, hiçbir şey onun üstüne çıkamaz." diye cevap verdi- Ebu Cehil "Vallahi kavmin, onun hakkında bir şey söylemedikçe senden razı olmazlar." dedi. Velid "Bırak beni onun hakkında biraz düşüneyim." diye cevap verdi. Düşündükten sonra ise, "Onun söyledikleri başkasından alınan bir şiirdir." dedi. İşte bunun üzerine "Beni şu adamla başbaşa bırak." âyetinden, "Onun üzerinde on dokuz melek vardır." âyetine kadar olan kısım nazil oldu. Abdullah b. Abbas diyor ki "Velid b. Muğire, Ebubekir b. Ebi Ku-hafe´nin yanına gitti. Ona Kur´andan sordu. Ebubekir ona Kur´an okuyunca Velid onun yanından çıkıp Kureyşin yanına gitti. Ve onlara şöyle dedi "İbn-i hbi Kebşe´nin Muhammed´in söylediklerine şaşılır. Vallahi o ne şiirdir ne de sihir. Ne de delilikten kaynaklanan saçmalık. Şüphesiz ki onun söylediği, Allah kelamıdır." Bunları işiten Kureyşliler aralarında toplandılar ve "Vallahi şuyet Velid dinini değiştirecek olursa bütün Kureyşliler dinlerini değiştirirler." dediler. Ebu Cehil bu meseleyi işitince "Vallahi ben ona yeterim. Bu meseleyi bana bırakın." dedi. Gidip Velid´in yanına vardı ve ona "Kavmin sana sadaka topladı görmüyor musun " dedi. Velid "Ben onların mal ve evladı en çok olanı değil miyim " diye cevap verdi. Ebu Cehil "Senin, İbn-i Ebi Kuhafe´ye Ebubekir´e, onun yemeğinden faydalanmak için gidip geldiğini söylüyorlar." dedi. Velid "Benim kabilem bunu mu söyledi Onlar artık diğer Kusay oğullan hakkında da bir şeyler söylemekten geri durmazlar. Ben artık ne Ebubekir´e, ne Ömer´e ne de İbn-i Ebi Kebşe´ye yaklaşırım. İbn-i Ebi Kebşe´nin sözleri başkalanndan alınan sihirli sözlerden başka bir şey değildir." dedi. Bunun üzerine Allah teala "Beni şu adamla başbaşa bırak.." âyetinden "O, insan derisini yakıp kavurarak simsiyah eder." âyetine kadar olan âyetler nazil oldu.[27] 26- Ben onu mutlaka "Sakar" denilen cehenneme sokacağım.[28] 27- Sen "Sakar"ın ne olduğunu nereden bileceksin [29] 28- O, ne bir şey geri bırakır ne de yakmaktan vazgeçer.[30] 29- O, insan derisini yakıp kavurarak simsiyah eder.[31] 30- Onun üzerinde on dokuz zebani vardır. Allah teala, bu âyet-i kerimelerde, yukarı sıfatları zikredilen insanları,, herşeyi yakıp yok etlen "Sakar" cehennemine koyacağını, cehennemin, onların derilerini yakarak değiştireceğini ve cehennemde on dokuz meleğin vazifelendi-rikliğini beyan etmektedir. Cabir b. Abdullah diyor ki "Yahudilerden bir kısım insanlar, Resulullahın sahabilerine gelerek "Sizin, Peygamberiniz, cehennemin zebanilerinin kaç tane olduğunu biliyor mu " diye somdular. Sahabiler "Bilmiyoruz. Onu Peygamberimizesorulur." dediler. Bunun üzerine bir adam ResuluIIaha gelerek "Ey Muhammed, bugün senin sa-habilerin mağlup edildi." dedi. Resulullah "Ne ile mağlup edildiler " diye sordu. Adam "Yahudiler onlara "Sizin Peygamberiniz, cehennem zebanilerinin sayısını biliyor mu " diye sordular." dedi. Resulullah "Onlar ne cevap verdiler " diye sordu. Adam "Bilmiyoruz. Onu Peygamberimize soralım." dediler." diye cevap verdi. Resulullah "İnsanlara bilmedikleri bir şey sorulur onlar da "Biz bunu bilmiyoruz. Peygamberimize soralım." derlerse mağlup mu olurlar Halbuki kendileri Peygmaberlerine,"Sen bize Allahı açıkça göster." şeklinde isteklerde bile bulunmuşlardır. "O, Allah düşmanları bana gelsinler ben onlara cennetin toprağının ne olduğunu soracağım. Aslında onun toprağı, un şeklinde ince bir topraktır." dedi. Yahudiler ResuluIIaha geldiler ve "ey Ebel Kasım, cehennemin zebanileri kaç tanedir " diye sordular. Resulullah, pamıaklarının önce on´unun birden daha sonra da dokuzunu göstererek, "Şu ve şu kadardır." dedi. Yahudiler "Evet" dediler. Bunun üzerine Resulullah onlara "Cennetin toprağı nedir " diye sordu. Yahudiler biraz sustular, sonra "ey Ebel Kasım o, ekmektir." dediler. Resulullah onlara "Elemek undandır." dedi.[32] ^ Yani, cehennemin toprağı ekmek değil, un şeklinde ince topraktır." demek istedi.[33] 31- Biz, cehennem zebanilerini sadece meleklerden yaptık. Biz, onların sayılarını kâfirler için bir imtihan vesilesi kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler. Müminler imanlarını kuvvetlendirsinler. Kitap ehli ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalblcrİnde hastalık olanlar ve kâfirler de "Allah bu misalle ne demek istedi " desinler. Bu misalle Allah, dilediğini sapıtır ve dilediğini hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendinden başka kimse bilemez. Bu, insanoğluna bir hatırlatmadır. Ayet-i kerimede "Biz, cehennem zebanilerini sadece meleklerden yap-tık."buyurulmaktadir. Bu âyetin nüzul sebebi hakkında Abdullah b Abbas diyor ki "Ebu Cehil, "Cehennemin üzerinde on dokuz zebani vardır." âyet-i kerime-, siyle bu âyeti işitince Kureyşlilere şöyle demiştir "Vay anneleri kendilerini kaybedesi Kureyşliler. Ben, İbn-i Ebi Kebşe´nin Muhammed´in cehennem zebanilerinin sayısının on dokuz olduğunu haber verdiğini işitiyorum. Sizlerse çok sayıdasınız. Sizden on kişi, zebanilerden birine güç yetirmekten âciz misiniz " Bunun üzerine Allah teala,Resululaha, Ebu Cehil´e gitmesini, Mekke´nin "Bat-ha" denilen vadisinde elinden tutarak ona şöyle demesini vahyetti "Gerektir sana bela gerek." Kahrolasın Sonra yine gerektir .sana bela gerek;" Belaya uğra-yasın"[34] Resulullah Ebu Cehil´e bunu yapınca Ebu Cehil şöyle dedi "Vallahi sen de rabbin de birşey yapamazsınız." Fakat Allah onu, Bedir gününde rezil etti. Ayet-i kerimenin devamında "Biz, onların sayılarım kâfirler için bir imtihan vesilesi kıldık.." buyurulmaktadir. Bu âyet, Ebu Cehil ve Ebul Eşeddîn gibi kâfirlerin, bu melekleri yalanlamaları ve arkadaşlarına "Ben onlara yeterim" şeklinde sözler söylemeleri dolayısıyla, fitneye düştüklerini beyan etmektedir. Âyette "Kendilerini kitap verilenler, kesin bilgi edinsinler." buyurulmak-tadır. Cehennem zebanilerinin sayısının on dokuz olduğu, Tevrat ve încilde de zikredildiğinden, Kur´an-i Kerim´de de aynı sayı zikredilince kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlar, Kur´anın ve Hz. Muhammed´in hak olduklarını kesin olarak Öğrenmiş olurlar. Âyet-i kerimede yine "Rabbinin ordularını kendinden başka kimse bilemez.." buyurulmaküıdır. Allah tealanm ordusu, Ebu Cehil´in sandığı kadar sadece cehennemin üzerindeki on dokuz zebaniden ibaret değildir. Kaldı ki bu zebanilerin her biri çok büyük ve çok güçlüdürler. Resuluîhıh yedi kat gökte bulunan "Beytül Ma´muru" anlatırken oraya girip çıkan melekler hakkında şöyle buyurmuştur "Her gün orada yetmiş bin melek namaz kılar. Oradan bir çıkan bir daha oraya dönmez. Oraya son girişleri olur."[35] Âyet-i kerimenin sonunda "Bu, insanoğluna bi hatırlatmadır." Duyurulmaktadır. Yani, "Sakar" adındaki cehennem, insanoğluna bir hatırlatma olarak zikredilmiştir.[36] 32-36- Hayır, hayır Sakar onların düşündükleri gibi değildir ay´a, geçip giden geceye ve ağaran sabaha yemin olsun ki "Sakar" insanları uyaran en büyük hadiselerden biridir.[37] 37- Evet o, sizden ileri giden veya geri kalanlar için bir uyarıdır. Hayır, hayır, müşrikler, cehennem zebanilerine galip gelecek değillerdir. Ay´a, karanlığı çekilip giden geceye, aydınlatan sabaha yemin olsun ki, cehennem en büyük olaylardan biridir. O cehennem, insanoğlunu uyarmaktadır. Evet o, sizden Allaha itaatte ileri gitmek isteyenler için veya Allaha isyandan geri kalmak isteyenler için bir uyarı aracıdır. Âyette zikredilen "Uyarıcı" sıfatı, Hasan-ı Basri´ye göre cehenneme, Ebu Rezin´e göre, Allah teaiaya, İbn-i Zeyd´e göre ise Resulullaha aittir. Meal birinci görüşe göre hazırlanmıştır.[38] 38- Herkes kazandığına karşılık bir rehindir.[39] 39- Ancak amel defteri sağından verilenler bunun dışındadır.[40] 40-41-42- Onlar cennetlerdedirler. Onlar suçlulara sorarlar "Sizi "Sakar" cehennemine sürükleyen nedir " Emir ve yasaklarla mükellef olan herkes, dünyada işlediği günahının karşılığında cehennemde rehin olarak tutulacaktır. Ancak amel defterleri sağdan verilenler müstesnadır. Bunlar cehennemde rehin tutulmayacak, cennetlerin içine konulacaklardır. Zira, Allah onların kusurlarını affedecektir. Onlar, cehennemde olan günahkarlara; "Sizi, "Sakar" cehennemine sokan sebep nedir " diye soracaklardır. Âyette zikredilen ve "Amel defteri sağdan verilenler." şeklinde tercüme edilen "Ashab-ı Yemin"den maksat, Hz. Ali´ye göre rnüslümanlann çocukları, Abdullah b. Abbas´a göre ise melekler olduğu rivayet edilmiştir. Zira, daha sonraki âyette "Ashab-ı Yemin"in günahkarlara "Sizi cehenneme sokan nedir " diye sordukları zikredilmektedir. Bu da bu soruyu soranların, çocuklar ve melekler gibi günah işlemeyen kimseler olduklarını göstermektedir. Çünkü, mükellef olan ve günah işlemeye müsait olan insanların suçlulara bu soruyu sormaları beklenemez. Zira onlar da insanı cehenneme sokan sebebin, günah işlemek olduğunu bilmektedirler.[41] 43- Suçlular şöyle cevap verirler "Biz, namaz kılanlardan değildik.[42] 44- Yoksullara bir şey yedirmezdik.[43] 45- Batıla dalanlarla beraber biz de dalardık.[44] 46- Ceza gününü yalanlardık.[45] 47- Ölüm gelip çatıncaya kadar bu halde devam ettik." Suçlular, kendilerine, "Sizi cehenneme sokan sebep nedir " diye soran "Ashab-ı Yemin´e" şu cevabı vereceklerdir "Biz, dünyada iken, Allah için namaz kılanlardan değildik. Biz, Aliahın bize verdiği nimetlere karşı cimri davranarak yoksulları doyurmazdik. Batıl şeylere dalanlarla birlikte biz de dalardık. Bizler, ceza ve hesabın bulunacağı âhiret gününü yalanlardık. Sevap veya cezanın verileceğine inanmazdık. Nihayet bize, kesin haberi veren Ölüm geldi.[46] 48- Bu suçlulara şefaat edenlerin şefaati fayda vermez. Allanın, bir kısım günahkârlar için şefaat etmelerine izin verdiği bu gibi günahkarlara şefaatleri fayda yenileyecektir. Bu âyet-i kerimeden, Allah tealanın, yaratıklarından bir kısmına, diğerlerine şefaat etmeleri için izin vereceği hükmü çıkarılmaktadır. Peygamber efendimiz, bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır "Peygamberler, melek ve müminler şefaatçi olacaklardır. Cebbar olan Allah, "Benim şefaatim kaldı." diyecektir, Cehhennem ateşinden bir avuç alacak onunla, yanıp kararmış olan kavimleri cehennemden çıkaracak, onlar, cennetin başında bulunan ve kemlisine "Hayat suyu" denilen nehire atılacaklar ve onların vücutları, sel yataklarında biten dere otu gibi bitecektir..."[47] Peygamber efendimiz diğer bir hadis-i şerifinde de şöyle buyurmuştur "Sonra Allah teala, rahmetiyle dilediğini cehennem ateşinden kurtaracak sonra meleklere, Peygamberlere ve şehitlere şefaat etmeleri için izin verilecek onlar da şefaatçi olup cehennemden insanları çıkaracaklar, tekrar şefaatçi olup-tekrar çıkaracaklar tekrar şefaatçi olup tekrar çıkaracaklardır.[48] Peygamber efendimiz, diğer bir hadis-i şerifinde de şöyle buyurmuştur "Ümmetimden bir kişinin şefaati île Temim oğullarından daha fazla insan cennete girecektir." Denildi ki "Ey Allanın Resulü, o kimse senin dışında bir kimse mi olacaktır " Resuhıllah "Evet, benim dışımda bir kimse olacaktır."[49] buyurdu. Ebuddeida Resulullah şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir "Şehit, ailesinden yetmiş kişiye şefaat edecektir."[50] Peygamber efendimiz, başka bir hadis-i şerifinde de şöyle buyurmuştun "Her Peygambere bir hak verilmiştir. Hepsi de onu dünyada kullanmakta acele ise bu hakkımı, ümmetime şefaat için geri bıraktım. Ümmetimden öyle adam vardır ki, insanlardan büyük bir kitleye şefaatçi olur da onlar cennete kimse vardır ki bir kabile için şefaatçi olur. Öyle kimse de vardır ki, akrabalarına şefaatçi olur. Öyle kimse vardır ki üç kişiye, iki kişiye, bir kişiye şefaatçi olur."[51] Abdullah "Sizi sakar cehennemine sürükleyen nedir " "Suçlular şöyle cevap verirler "Biz namaz kılanlardan değildik." "Yoksullara bir şey yedirmezdik. Batıla dalanlarla beraber biz de dalardık." "Ceza gününü yalanlardık." âyetlerini okuduktan sonra elinin dört parmağını avucuna doğru kapatmış "Siz, zikredilen şu dört şeyi yapanlarda herhangi bir hayır görüyor musunuz Dikkat edin, cehennemde bu dört şeyi işleyenler dışında kimse bırakılmayacaktır." demiştir.[52] 49- Hal böyleyken bunlara ne oluyor da öğütten yüzçcviriyorlar Durum böyle iken bu müşriklere ne oluyor da Kur´andan yüzçeviriyorlar. Ondan öğüt ve ibret almıyorlar [53] 50-51- Arslandan ürkmüş yaban eşekleri gibi kaçışıyorlar. Âyette geçen ve "Aralan" diye tercüme ediien kelimesi çeşitli şekillerde izah edilmiştir. Abdullah b. Abbas, Ebu Musa el-Eş/ari, Mücahid, İkrime ve Katade´den nakledilen bir görüşe göre bundan maksat, "Okçular" demektir. Said b. Cübeyr ve Abdullah b. Abbas´tan nakledilen diğer bir görüşe göre kelimesi "Avcılar" anlamına gelmektedir. Abdullah b. Abbas´tan nakledilen bir başka görüşe göre ise kelimesinden maksat, "erkekler topluluğu", başka bir görüşe göre ise "Erkeklerin çıkardığı ses"tir. Ebu Hureyre, İbn-i Zeyd´e ve Abdullah b. Abbas´tan nakledilen başka bir görüşe göre ise kelimesi "Aralan" anlamına gelmektedir. Meal bu görüşe göre hazırlanmıştır.[54] 52- Daha doğrusu her biri kendilerine apaçık sahifeler verilmesini istiyor. Müşriklerin Kur´andan yüzçevirmeleri, onun, Allah katından geldiğini bilmemelerinden değil herbirinin ayrı ayrı kendisine kitap indirilmesini istemeleri ndendir. Katade diyor ki "İnsanlardan bazıları "Ey Muhammed, eğer sana uymamızı istiyorsan falan ve filanlara, sana uymamızı emreden özel bir kitap getir." dediler.[55] 53- Hayır, hayır, doğrusu onlar âhireften korkmuyorlar. Hayır, hayır onlara apaçık sahifeler verildiğinde peygamberleri tasdik edecek değillerdir. Çünkü onlar, öldükten sonra âhirette diriltilip hesaba çekileceklerinden korkmuyorlar. İşte onları, Kur´andan yüz çevirten asıl sebep budur.[56] 54- Hayır, hayır, yüzçcvirdiklcri bu Kur´an, gerçekten bir öğüttür.[57] 55- Dileyen öğüt alır.[58] 56- Ondan ancak Allah diterse öğüt alırlar. Allah, kendinden korkulmaya ve affetmeye daha layıktır. Hayır, müşriklerin dediği gibi Kur´an, başkalarından alınan bir büyü veya bir beşer sözü değildir. Fakat o, Allah tarafından, yaratıklarına bir hatırlatmadır. Ancak kullarından kime bu Kur´anla öğüt verecek olursa o kul, Kur´andan öğüt alır. Allah dilemedikçe Kur´an kendilerine hatırlatılan hiçbir kimse ondan öğüt alamaz. Zira Allahtan başka kimsenin buna gücü yetmez. Allah, cezalandırmasından korkulmaya ve tevbe edenleri affetmeye daha layıktır. Enes b. Malik, Resulullah "Allah, kendisinden korkulmaya ve affetmeye daha layıktır." âyeti hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir "Aziz ve Celi! olan Allah buyurdu ki "Ben, kendisinden korkulmaya daha layık olanım. Kim benden korkar da benimle birlikte başka bir ilah edinmeyecek olursa onu affetmeye de ben layıkımdır."[59] [1] Buhari, el-Kur´an, Sure 74, hah 5 [2] Alak Suresi, 96/1-5 [3] Bubarı, K. el-Ta bir, bab 1 Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/471-473. [4] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/475. [5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/475. [6] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/475. [7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/475-476. [8] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/476. [9] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/476-477. [10] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/477. [11] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/477. [12] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/477. [13] Ahmed Müsned. / Tirmizi, K. Tefsir ol-Kur´an, Sure 39, Hadis no 3243 [14] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/477-478. [15] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/478. [16] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/479. [17] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/479. [18] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/479. [19] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/479. [20] Tirmizi, K. Tefsir el-Kur´an, Sure 74, Hadis no 3326 Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/479-480. [21] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/480. [22] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/480. [23] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/480. [24] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/480. [25] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/480. [26] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/480. [27] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/480-481. [28] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/482. [29] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/482. [30] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/482. [31] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/482. [32] Tirmizi, K. Tefsir el-Kur an, Sure 74, Hadis no 3327 [33] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/482-483. [34] Kıyamet Suresi, 75/34-35 [35] Buhari, K. Bed ül Halk, bab 6/ Müslim, K. el-İman, bab264, Hadis no164 [36] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/484-485. [37] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/485-486. [38] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/486. [39] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/486. [40] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/486. [41] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/486-487. [42] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/487. [43] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/487. [44] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/487. [45] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/487. [46] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/487. [47] Buhari, K. et-Tevhid, bab 24 [48] Ahmed b. Hanhel, Müsned, [49] Ebu Davut, K. el-Cihad, bab 26, Madis no 2522 [50] Ebu-Davud, K. el-Cihad, bab 26, Hadis no 2522 [51] Ahmed b. Hanbel, Müsnud, C..1, [52] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/487-489. [53] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/490. [54] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/490. [55] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/490-491. [56] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/491. [57] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/491. [58] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/491. [59] Tirmizi, K. Tefsir el-Kur´an, Sure 74, Hadis no 3328 Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/491-492 g • t • dMüddessir Suresi - Müddessir - Muddessir Suresi/Elmalı Orijinal -PDF ElmalıAyetler74/1 . 74/2 . 74/3 . 74/4 . 74/5 . 74/6 . 74/7 . 74/8 . 74/9 . 74/10 . 74/11 . 74/12 . 74/13 . 74/14 . 74/15 . 74/16 . 74/17 . 74/18 . 74/19 . 74/20 . 74/21 . 74/22 . 74/23 . 74/24 . 74/25 . 74/26 . 74/27 . 74/28 . 74/29 . 74/30 . 74/31 . 74/32 . 74/33 . 74/34 . 74/35 . 74/36 . 74/37 . 74/38 . 74/39 . 74/40 . 74/41 . 74/42 . 74/43 . 74/44 . 74/45 . 74/46 . 74/47 . 74/48 . 74/49 . 74/50 . 74/51 . 74/52 . 74/53 . 74/54 . 74/55 . 74/56TefsirlerMuddessir Suresi/Elmalı Orijinal .Müddessir/Seyyid Kutup. Müddessir Suresi/HDKD - HDKD/Müdessir - HDKD/Sadeleştirilmiş/Müddessir Muddessir Suresi/Elmalı Orijinal -PDF Elmalı - Dosya Süresi/VİDEOAUDİOMüddessir/ İsmailQarilerMustafa İsmail/Müddessir . Husari/ bölümleriMüddessir Suresi/1-31 -Müddessir Suresi/32-52 -Müddessir Suresi/53-56 -DDKK -Müddessir Suresi/Albanian Müddessir Suresi/BulgarcaMüddessir Suresi/Azerice Müddessir Suresi/BulgarianŞablonlarŞablonKK ŞablonMüddessir - ŞablonMüddessirbakınızKralı öldüren maymun
Müddessir Sûresi’nin Tanımı Müddessir sûresi Mekke döneminde risaletin başında indirilmiş olup, 56 âyetten oluşmuş ve adını ilk âyetteki “bürünen, sorumluluk sahibi kılınan kişi” anlamındaki el-müddessir kelimesinden almıştır. Sûre, resmî olarak 74. sıradadır. Bu sûre de, el-Müfassalü’t-Tıvâl denilen “kısa sûrelerin kısmen uzun olanları”ndandır. İniş sırası hakkında çeşitli kanaatler ileri sürülse de sûrenin Fâtiha, Alak, Duhâ, İnşirâh ve Müzzemmil’den sonra […] Müddessir Sûresi’nin Tefsiri 54-56 Ayetler “54. Asla, durum düşündükleri gibi değil! Muhakkak ki bu Kur’ân, bir hatırlatmadır. 55. Dileyen kişi onu düşünüp öğüt alır. 56. Kur’ân’ın öğüdünü tercih edenler, zaten ancak Allah’ın dilediğini öğüt almış olurlar. Saygı duyulmaya lâyık olan da O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.” Yüce Allah, sûrenin sonunda vahyin öğüt olduğu gerçeğini yeniden hatırlatarak, dileyen herkesin ondan yararlanabileceğini […] Müddessir Sûresi’nin Meali يَآ اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ﴿1﴾ قُمْ فَاَنْذِرْۙ ﴿2﴾ وَرَبَّكَ فَكَبِّرْۙ ﴿3﴾ وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ ﴿4﴾ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ ﴿5﴾ وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ ﴿6﴾ وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ ﴿7﴾ فَاِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِۙ ﴿8﴾ فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ ﴿9﴾ عَلَى الْكَافِر۪ينَ غَيْرُ يَس۪يرٍ ﴿10﴾ ذَرْن۪ي وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يدًاۙ ﴿11﴾ وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًاۙ ﴿12﴾ وَبَن۪ينَ شُهُودًاۙ ﴿13﴾ وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يدًاۙ ﴿14﴾ […] MÜDDESSİR SÛRESİNİN GENEL MESAJLARI 1-7. âyetler Sûrenin ilk grup âyetinde, Hz. Peygamber’in risalet için inşa ediliş esaslarından bir bölümü üzerinde durulmaktadır. Bu çerçevede, Yüce Allah Hz. Peygamber’e sorumluluk yüklediğini, bu nedenle harekete geçip çevresindeki insanları uyarmasını, kalbini arındırmasını ve maddî manevî her türlü kötülük ve çirkinliklerden uzaklaşmasını emretmektedir. Ayrıca, yapacağı bu işleri çok görerek Rabbini minnet altında bırakma veya […] Müddessir Sûresi’nin Tefsiri 1-7 Ayetler “1. Ey risalet görevine bürünen Peygamber! 2. Kalk ve insanları uyar. 3. Sadece Rabbini yücelt. 4. Kendini elbiselerini arındır. 5. Tüm kötü ve pis şeyleri terk et. 6. Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma. 7. Sadece Rabbin için sabret.” Peygamberliğin bir nübüvvet bölümü bir de risalet boyutu vardır. Kanaatimiz odur ki, Hz. Peygamber’in bu sûreye […] Müddessir Sûresi’nin Tefsiri 8-10 Ayetler “8-10. Çünkü Sûr’a üfürüldüğü zaman, işte o gün çok zor bir gün olacaktır; özellikle kâfirler için hiç de kolay olmayacaktır.” Sûrenin ikinci âyet grubunda inkârcı insanlara yönelik olarak âhiret gününün şiddeti hakkında bilgi verilmekte ve özellikle kâfirler için mahşerin zorluğu gündeme getirilmektedir. a Nâkuur’a Üflenmesi Ne Demektir? Sûrenin ilk grup âyetinde Hz. Peygamber’in vahiy ile […] Müddessir Sûresi’nin Tefsiri 11-17 Ayetler “11-14. Tek başıma yarattığım, geniş servet ve göz önünde duran çocuklar verdiğim, kendisine her türlü imkân sunduğum kişiyi/kişileri bana bırak. 15. Üstelik o kişi, nimetlerimi daha da artırmamı arzu eder. 16. Asla ummasın! Çünkü o, âyetlerimize karşı alabildiğine inatçıydı. 17. Ben de onu zamanı gelince sarp bir azap yokuşuna sardıracağım!” Yüce Allah, sûrenin bu âyetlerinde, […] Müddessir Sûresi’nin Tefsiri 18-25 Ayetler “18. Zira o nankör kişi, düşünüp taşındı ve ölçüp biçti. 19. Kahrolası, nasıl da ölçüp biçti! 20. Sonra, tekrar canı çıkasıca, nasıl da ölçüp biçti! 21. Ardından kararını kontrol etti. 22. Peşinden, yüzünü ekşitti, suratını astı. 23-25. En sonunda gerçeğe sırtını döndü; yersiz bir şekilde büyüklük tasladı ve Bu vahiy, Kur’ân, geçmişten nakledilen bir büyüden […] Müddessir Sûresi’nin Tefsiri 26-30 Ayetler “26. Ben de zamanı gelince onu Sekar’a cehenneme sokacağım. 27. Sekar’ın ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki! 28. Hem bütün bedeni helâk ederek sağlam bir parça geri bırakmaz; hem de azabı bitirip kişiyi terk etmez. 29. Gerçeği bütün detayıyla insanın önüne serer. 30. Üzerinde de ondokuz melekî güç vardır.” Yüce Allah, sûrenin bundan önceki […] Müddessir Sûresi’nin Tefsiri 31. Ayet “31. Biz, cehennemin muhafızlarını ancak melekler yapmışızdır. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan yaptık ki, kendilerine kitap verilenler gönülden ikna olsunlar; iman edenlerin imanı artsın; hem kendilerine kitap verilenler hem de müminler şüpheye düşmesinler; kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de, Allah bu misalle ne demek istemiştir ki!’ desinler. İşte böylece Allah, dileyeni sapıklıkta […]
❬ Önceki Sonraki ❭ وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةً ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًا ۙ وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ Hasan Basri Çantay Biz o ateşin bekçi lik lerine meleklerden başkasını me´mur etmedik. Sayılarını da küfredenler için — başka değil — ancak bir fitne yapdık ki kendilerine kitâb verilenler sağlam bilgi edinsin ler, îman edenlerin de inanları artsın. Hulâsa hem kendilerine kitâb verilenler, hem mü´minler bu hususda şüpheye düşmesin ler. Kalblerinde maraz bulunanlarla kâfirler dahi Allah bu aded le, misâl olarak, yeni murad etmiş?» desin ler. İşte Allah, kimi dilerse böylece şaşırtır, kimi de dilerse doğru yola getirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. O, insan lar için öğüdden başkası değildir.
TEFSİR Cehennem bekçilerinin sayısı on dokuzdur. Bunların durumu hakkında âyet-i kerîmede şöyle buyrulur “Ey iman edenler! Hem kendinizi hem de ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan o müthiş cehennem ateşinden koruyun! Onun başında, Allah’ın emirlerine asla karşı gelmeyen ve kendilerine verilen her emri eksiksiz yerine getiren son derece acımasız, güçlü ve sert tabiatlı melekler vardır.” Tahrim 66/6 Bunlar, cehenneme sahip olan, onu koruyan, cehennem ve cehennemliklerle alakalı tüm faaliyetleri yürüten zebânî meleklerdir. Başkanları “Mâlik”tir. bk. Zuhruf 43/77 Rivayete göre cehennem üzerinde on dokuz bekçinin olduğunu bildiren âyet-i kerîme inince Kureyş liderleri bu sayı ile alay ettiler. Ebu Cehil “- Ben Ebu Kebşe’nin oğlunun[1] size cehennem bekçilerinin on dokuz olduğunu haber verdiğini duyuyorum. Sizler ise demir gibi pehlivanlarsınız. Her on kişiniz onlardan birinin hakkından gelemez mi?” dedi. İçlerinden pençesi pek kuvvetli ve yırtıcı bir adam olan Ebu’l-Eşed el-Cumahî “- Ben sizin yerinize onlardan on yedisinin hakkından gelirim, siz de benim için ikisinin hakkından geliverin” dedi. Bunun üzerine 31. âyet nâzil olup, bunların insan gücü yetecek adamlar değil, melekler olduğu haber verildi. bk. Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXX, 179 Kur’ân-ı Kerîm’in cehennemle alakalı verdiği bu gaybî haber karşısında sergiledikleri tavır itibariyle âyet-i kerîme dört grup insana işaret eder › Ehl-i kitap, cehennemin meleklerden on dokuz bekçisinin olduğu bilgisinin, Tevrat ve İncil’den öğrendikleri bilgiye uygun olduğunu görüp kesin bir şekilde inanırlar. › Mü’minlerin, bu gerçeği duyunca Allah’a ve âhirete olan imanları artar. Zira inen her yeni âyete iman, imanın artmasına sebep olmaktadır. Her iki grup da, hem Ehl-i kitap hem de mü’minler, Kur’an’ın haber verdiklerinden veya onun Allah’ın kelamı olduğundan şüphe duymazlar. › Kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler alaylı alaylı “Allah bununla ne demek istiyor?” diyerek Kur’an’ın verdiği haberleri inkâr ederler. Görüldüğü üzere, Kur’ân-ı Kerîm ve onun verdiği bilgiler, bir kısım insanlar için inanma, imanlarını derinleştirme ve doğru yolu bulma vesilesi olurken, diğer bir kesim için küfür ve sapıklık sebebi olmaktadır. Bu, kişinin, Allah Teâlâ’nın insanları uyarmak için gönderdiği ilâhî buyrukları, öğüt ve hatırlatmaları dikkate alıp almamasına, onları samimi bir niyetle ve can kulağıyla dinleyip dinlememesine göre ortaya çıkacak bir neticedir. Zira Allah’ın ordularının sayısını yine O’ndan başka kimse bilemez.[2] Kulun kararına göre o orduların ilgili kısmı Allah’ın izniyle harekete geçer, vazifelerini yapar ve neticeyi ortaya çıkarırlar. Bu sebeple kulun iradesi, o iradenin yöneldiği istikâmet, kalpte oluşan niyet ve karar, aslında onun ebedi hayatının mâhiyetini belirler. Çünkü kulun sorumluluğu, onun cüz’i iradesi üzerine terettüp eder. Bunun için Yüce Rabbimiz bir kısım varlıklara yemin ederek insana bu sorumluluğunu hatırlatmak üzere şöyle buyuruyor[1] Peygamberimiz kastediyor. [2] Resûlullah şu hadis-i şerifi, Rabbimizin ordularının çokluğunu ifade açısından çok dikkat çekicidir “Şüphesiz ben sizin görmediklerinizi görüyor ve biliyorum. Gökyüzü gıcırdayıp inledi; gıcırdayıp inlemekte de haklıdır. Zira gökyüzünde, alnını Allah’a secde için koymuş bir meleğin bulunmadığı dört parmaklık bile boş yer yoktur. Allah’a yemin ederim ki, eğer benim bildiklerimi sizler bilmiş olsaydını az güler, çok ağlardınız. Yataklarda kadınlardan zevk alamazdınız. Yüksek sesle Allah’a yalvararak yollara ve kırlara çıkardınız.” Tirmizî, Zühd 9; İbn Mâce, Zühd 19 Kaynak Ömer Çelik Tefsiri
müddessir suresi 31 ayet tefsiri