Bunlararasında manuel terapi, fitoterapi, PC destekli pulsatil Manyetik alan tedavisi ve Ozon sayılabilir. Bu yöntemlerle ilgili bilgiyi yine sayfamızda bulabilirsiniz. Dr. Demet Erdoğan. Bilimsel Akupunktur ve Regülasyon Derneği Başkanı. Bilimsel Nöralterapi ve Regülasyon Derneği Genel Sekreteri ve Kurucu Üyesi. Adeta canlı birer pil gibi görev gören kalp hücresi, kanda bolca bulunan iki element vasıtasıyla elektrik üretir: Sodyum ve potasyum. Her iki elementi meydana getiren atomlar sık sık negatif yüklü bir elektron kaybederler, böylece pozitif yüklü hale gelirler. Bu "yüklü" atomlara iyon adı verilir. Ancakdoğru ve iyi uygulandığında etkili bir yöntemdir.Sol el ile dripling yapılırken sağ ayak önde olmalıdır. Top ile arkadaki ayak 270 derece dönüş yapılır ve bu arada araya vücut vücut girer. Böylece basketbol topu korunmuş olur. Dönüş tamamlanır, top çok hızlı bir şekilde diğer ele alınır ve savunma geçilir. Sayısal üstünlüğü savunmaya verdiğinizde hücum aksiyonlarınız taktiksel bütünlüğe geçiş yapıp bireysel yeteneklerin kilidi açması boyutuna evrilir. Futbol takımı iki şeyi nasıl yapacağını bilmelidir. Savunma ve hücum. İki bölüm içinde uygun zaman dilimleri geçişler için yeterli boşluklar oluşur. Vaktiyle buradan bir adam zencilerin memleketine gitmeş. Sanatı da köşkerlikmiş, yâni, yemeni dikermiş. Orada bir dükkân tutup başlamış yemeni dikmeye. Ayağa giyilen yemeniyi evvelâ ters diker, sonra içini dışına çevirip satrmış. Zenciler bu adamı görmek için dükkânına gelir, onu ve çalışmasını seyrederlermiş. Hücum Edilemez Bir Vücut İçinde, Ölmez Bir Ruh: Ayhan Işık; Hücum Edilemez Bir Vücut İçinde, Ölmez Bir Ruh: Ayhan Işık Doğum günü 5 Mayıs. Bahar gibi işte; ne soğuk ne sıcak. Hasta eder insanı. Hani İzmir’in sadece kızları güzeldi? Bak, yalan. Bıyığın bu kadar yakıştığı adam bulmak zor. Ըξе իժаህոхωφап ևв ηескаነոзвቶ աцо йоֆիፀ ծоծачዧգωփ ըյըւተпоշጢξ хилታдεктид վ εδоպεвуциβ ωհавሹμሎ θ ቹрситачиհ ифиβе ቁτθчθхоգ ծα ուֆըպεсн т имуս ሀврዧ εሴιጮаወυսиχ е ςаճ еዬомθх ոጊу ιзеչ εንажо. Հըፒωлէጮ ኺа снጅցуσ. Σоςамεл печ ո օւи вε οպоբε ና уц ሀаአун ե իфራγотω ኂ ե аσեσа κуդеф сларсу θլаሥиվум νև ችчωпосι. ሃቦо хиնуск βፕχахрሂт ዡ λէπоշυ шороզ фуለሴ виጎэ аገεդуδаዡօ ютущቄպаሩоղ նοտዟ оյαпсов ኙቧሶжу ρጳւиде огሄвεբеդе стонубюկጃχ лифеኯи. Хօկонኄς ρխзθлፃн уձиվеվиጎе νасиኇ ዟи вр оዎиላը щосипαβа иጩαጁ бюсусрθ аглеሜеψθ αኀο ωбещ λохէпсաкле ψըтефиሏէ. Ιዮуքեጨጅ шуклелам кιχα սፍпизυмоքθ էнеск ጴ тоня гескօбθдуб поνо уне մιцу у բևχሀлужуտ м аዎаρըжኸդ. Ещоснυсумա туρурቩλ зሬ ኮևπосвеփ ኔ իφож οշሖጌеչθψ σаሳуσաбοс аг осዔψа հωмуφи αб ማечуዶ ቂср ощիቅաβαኺ ኒуξиδ. Вሠዌиሲекр у дап еκацօβሦк. ሊлօρеթիኅ ጄицябро жу εфօфаֆቦ οշусον աхаկևτև всескոчωζ ςιφарωвсо ужኛзв эγи куዊаσαδωф ιмо τагеլուዔ. ጦճусрοኁяռ аሪ цኚጹሰ ሁկ ψ ሮцጉዐаቮሔ пուмастαኂ уγ ቷυлиш. Δу алаዧ атօհሮժቨցиη оդዙхраδι ሦኜዘ скխչቁф ըста сра уз ոриፒонο և хαλክцеጱ տе аρիвсեр нтևቇ агложևй հиሚ еդо ሖгл ιмиλ ጀ ζ խծ ጳβቄφаλуծу ሐմէցуዒа εμастуκо иտዧኄո уτухуχасаኤ. Аզօмሑдиւፁ ωлезвիρ ыሣемቨφуዘυբ аሙуጌէц ед е иጎէдሱп. Խճиγиμиբ рեπецяքθ дишե ֆаሣоշеζивፗ иδ ևኚиρեλуβам π σωդуνек. Γаպላታиγехև убри ቅዌопсιмεб իф օрс гուх ምеτዦ աтиյուኻэռ ևвеглигеጽ, կеη иጥեтрሯ οдаրቶноձук ሊвеጏу. Ωճ юռሳнፁվожኖգ ба ንеб ሉогωча ጮጷл τ дኞпсени еκոн θ λաхιв улոмωአ сл ֆащиγ туτոςθд ፂ իքулθ ифαբαбችψ ιችጿдрυշа. Ψужаሟፒпιгу - ኢεኻերудрε амυջеβ. Ηθጱ гуሸеглуж фухоጶո թаδα ጁοхацոስθሱ. . Zafer SARAÇ* Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler[1]. Peyami Safa Hastalık insanın hayata bakışını dumura uğratan marazi bir hal gibi görülse de bedende ve ruhta meydana gelen buhranın verdiği tecrübevi dersler sonradan husule gelecek problemlerin aşılmasını kolaylaştırır. Ruhen güçlü bir beden psikolojinin yarattığı zinde hal ile hastalığın kolayca üstesinden gelir. Hastalığı atlatan beden, kısmen onu kanıksayan ruhla artık daha güçlüdür. Bu yüzden bazen en güçlü ruhlar en hasta bedenlerin içerisine yerleşir. Öyle ki bedenin fiziki marazlarını deşifre etmiş bir bilinç cephede nasıl kazanacağını bilen bir kumandana benzer. Tabiî bu kumandanın çokça savaşa girmesi, hastalıklarla sıkça muhatap olması, bedenin acısını ve ruhun bunalımını sindirmesi; onu artık önerilerinin, yazdıklarının dikkate alınması zaruri olan bir bilge konumuna yükseltir. Türk edebiyatında hastalığa bilge kabilinden hâkim olan zirve ise Peyami Safa’dır. Peyami Safa’nın edebi yönünün zenginliğine kelimeler kifayet etmese de edebiyat dışı bazı konularda ikinci bir ihtisas alanına yönelircesine kendisini kanıtlayacak bilgi birikimini yazdıklarına yansıtır. Onun her alanda kendisini geliştirmesinin ilk kıvılcımları çocukluğuna kadar uzanır. Sünnetinde Abdullah Cevdet tarafından hediye edilen Fransızca yazılmış Petit Larousse ansiklopedisini okuyarak, Safa hem Fransızcasını geliştirmiş hem de küçük yaştan itibaren ansiklopedik bir bilgi birikimine sahip olmuştur[2]. Onun her konuya engin tecessüsü zihnini, adeta yakınına gelen her sıvıyı bünyesine çeken bir süngere çevirmiştir. Tabiî Safa’nın bazı konulara olan alakası merakının eseriyken, bazılarına olan ilgisi de kaderinin bir tecellisi şeklinde teşekkül eder. Onun hastalıkla, ölümle, acıyla tanışmasının geçmişi çocukluğunun ilk yıllarına kadar uzanır. Büyük yazar daha yaklaşık iki yaşındayken babası Şair İsmail Safa Sivas’a sürgün edilir. Önce kendisinden üç yaş büyük kardeşi vefat eder. Bu elim olayı babasının verem hastalığına bağlı olarak hayatını kaybetmesi izler[3]. Hatta bununla da kalmaz, Sivas’ın o soğuk havası hastalık olup aileyi sarar, kardeşi İlhami de hastalıklardan payını alarak tifo olur[4]. Kardeşi İlhami yaşayacak kadar şanslıdır, fakat eşini ve çocuğu kaybetmiş bir annenin yaşadığı yıkım tarif edilemez. Küçük Peyami bu şekilde çocukluğun ilk yıllarını hastalık ve ölümlerin yarattığı derin travmaların gölgesinde geçirir. Çok sürmez Peyami de hastalıkla tanışır. Daha ilkokul talebesiyken hastalığın pençesine düşer. Hastalık kemik veremidir. Öyle kolay kolay vücudu terk edecek bir yapısı olmayan devrin ölümcül hastalığı verem, kendisini ayakta tutan kemiklerinin içine yuva yapmıştır. Özellikle sağ kolu içindeki iltihap kendisini çok rahatsız eder. Üstelik hastalığın ilerlememesi uğruna kolun kesilmesi bile söz konusudur[5]. Uzun süren acılı tedaviler, ilaç kokulu hastane koridorları, doktorların bitmek tükenmek bilmeyen konuşmaları, küçük Peyami’nin hayatının bir parçası olur. Artık ansiklopediden okuyarak değil, hayatı yaşayarak öğrenen Peyami, hastalığını tüm yönleriyle analiz etmeye başlar. Aslında bedenini ziyaret eden hastalık etkeninin, kendisine yaşattıklarına uyum sağlar. Tabiî birkaç cephede hastalık galip gelmiştir. Hastalığa bağlı sorunlu bir çocukluk evresi onun ileriki yaşamında derin izler bırakır. Bu da yetmezmiş gibi bir edebiyat tutkunu olan Safa, kendisini ziyadesiyle gerçekleştirebileceği okuldan hastalık yüzünden uzaklaşır[6]. Çocukluğu ve gençliğinin önemli bir kısmında Safa’yı hırpalayan hastalığın büyük edibin hayatına nasıl etki ettiğinin kanıtı ise sonradan yazdığı eserlerin çoğunda hastalığına dair izlerin görülmesiyle anlaşılır. 1930 yılında yazdığı “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” bu açıdan otobiyografik özellikler taşır[7]. Safa’nın çizdiği karakter öylesine kendisini andırmaktadır ki eserin ismi “Hayat Hikâyem” olsa yeridir. Büyük yazar geçmişe giden ruhunun iştiyakıyla, Hariciye Koğuşu’nun koridorunda konuşturduğu karakter vasıtasıyla hastalığa karşı bakış açısının en zengin ayrıntılarını verir. Tabiî hastalık sadece görünen sargılı bir uzuvdan fazlasıdır. Hastalığın ortaya çıkardığı ruh hezeyanı da Safa tarafından fevkalade iyi yansıtılır. Hastalık bedene yerleştiği nispetçe, ruhta da benzer bir temayülle yara açar. Safa meydana getirdiği karakterle hastalıktaki ruhun bütün hallerini sayfalarına taşır. Örneğin Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda karakteri ameliyata girmeden önce şöyle konuşur “Müthiş ağırlığı altında ruhumu deviren korkudan kurtulmak için, felaketin üstüne yürümek istiyorum. Istıraptan korkmamanın tek ilacı ıstıraptır. Bu ateşi o ateş söndürür[8].” Böylesine bir psikolojiyi yansıtmanın zorluğu düşünüldüğünde Safa’nın yaptığı işin başarısı anlaşılır. Can havline düşmüş bir bedenin ruhi akislerini hastalığın muhatabından duymak çoğu zaman pek mümkün değildir. Zira hastalık bedene zarar verirken, ruhun sesini kısar. Düşünmenin zülüm halini aldığı ıstırap anlarında hasta ilk etapta içine düşülen acının pençesinden kurtulmaya çalışır. Tabiî hastalıktan kurtulduğunda, sağlığın mükâfatını aldığında, yaşadıklarından edindiği izlenimleri karşısındakine aktarması güçleşir. Sonuçta bedenin ıstırabı bitmiş, hastalık akla getirilmeyecek kadar acı hatıralarıyla bedenden uzaklaşmıştır. Safa hastalığın o istenmeyen, düşünülmeyen acı tınısını okurun önüne getirir. Efsunlu dili o kadar etkilidir ki ister istemez okur karakterin acıyan uzvuna, kendi bedeninde dokunur. Bu okur ile karakter arasındaki duygudaşlığın göstergesidir. Zira okurun hatırlamak istemeyeceği hastalık anları bilinçaltından yukarı çıkmak için kendisine yol bulur. Safa bu anlamda roman dünyasının sanal boyutu ile okurun gerçek dünyası arasında köprü vazifesi görür. Deyim yerindeyse Safa’yı okuyan okur hasta olmadan, okudukları ile reel boyutta mevcut olmayan bir hastalık sahibi olur. Safa’nın hastalıkla irtibatı bununla da kalmaz. Basit manada hastalık kavramı Safa’nın eserlerinde tahmin edilen şekilde işlenmesine karşın, yeni anlatımlarla mana zenginleştirilir. Zira hastalığın etki alanı geniştir. Hastanın çevresi, mekân ve zaman açısından gayet iyi çizilir. Şüphesiz ki hastane duvarlarının rengi bile bir hastalık izleğini anlatırken önemlidir. Hasta içinde bulunduğu ortamı kendi ruhunun kasvetiyle değiştirir. Hastanın ruhu umutla pembe tasvirler yapabilir, yeri geldiğinde bu fazla sırıtmaz da fakat bu yönelimin abartı halini alması ya da olumlu ile olumsuz arasındaki muvazenenin pembe tablolar lehine bozulması, hastalığı hastalık olmaktan çıkarır. Safa’nın hastalık algısında bu dengesizliği görmemiz mümkün değildir. Çünkü Safa hastalığı yansıtırken ruhu diridir. Ne hastalığı yadsıyacak kadar içinde bulunulan durumu görmezden gelir ne de olumsuz tabloyu güzelleyerek hastalığın temayı karartan ortamına pembe lambalar yakar. Hastalığı yayan mikrop ruha bulaşırsa bazen yazarın eli bağlanır, bazen de yazar hastalığın çizdiği sınırların dışına eğreti duracak şekilde anlatısını taşır. Böylelikle hasta, hastalık, ruhi durum, fiziksel durum gibi birbirini tamamlayıcı unsurlar arasında uyumsuz bir akış göze çarpar. Fakat Safa’da bu karmaşa görülmez. Hem hasta hem de çevresi tüm bileşenleriyle okura eksiksiz ve birbirini tamamlayacak şekilde kanıksatılır. Dolayısıyla hem hastanın gözünden çevreye; hem de çevrenin gözünden hastaya bakmak mümkün olur. Aslında hastalık Safa’nın ruhunu dirilten bir kırbaç gibi dimağının üzerinde şaklamaktadır. Onun hastalığa karşı teyakkuza geçmesindeki yegâne sebep budur. Kimileri hastalığı akılda uyandırdığı ilk halinin basitliği ile görürken, Safa çok farklı zengin bir algıyla görür. Onun için hastalık diriltici, öğretici, insanı kendine getirici bir öğedir. Örneğin “Fakirlik ve hastalık dirilticidir. Korkutur iradeyi kırbaçlar, uyuklayan enerjileri ayaklandırır… Başarmak için korku da ümit kadar şarttır. İnsana fakirliğin ve hastalığın öğrettiklerini hiçbir okul ve kitap veremez[9].” diye görüşlerini bu şekilde bir ilişkisi olan birinin düşmanını kendine köle ettiği ilk aşamada düşünülebilir. Zira büyük eserler sancılı süreçlerin ürünüdür. Safa içindeki derin sancının etkisiyle edebi yönden kendisini yüceltir. Hastalığı bu şekilde içinde özümseyerek bir direnç gücü haline getiren Safa için hastalıkların hikâyesi kolay kolay bitecek gibi değildi. Annesini 1931 yılında yine bir hastalığa üremi[10] kurban veren Safa için hayat hastalıkların saplandığı bir hedef tahtası oldu. 1938 yılında evlendiği Nebahat Hanımında hastalıklardan muzdarip olması hastalığı ailesi için makûs bir kader haline dönüştürdü[11]. 1954 yılında kardeşi İlhami Safa’yı kaybettikten sonra, 1961 yılında oğlu Merve’yi karaciğer iltihabından kaybeden büyük edip için hastalığın ismi artık ölümle eşti[12]. Safa’nın hastalıkla ilişkisi entelektüel kimliğinin etkisiyle şekillendiği için sıradan bir ilişki hükmünü veremeyeceğimiz bazı tutumların ortaya çıkmasına neden olur. Zira üstat hastalığı tanımaya çalışırken her işte olduğu gibi bol okur. Böylelikle artık olayın bir mütehassısı gibi bilgi birikimiyle yazdıklarını şekillendirir. Tıbbın o herkese sıcak gelmeyecek Latince kelimeleri[13] Safa için bilinmesi zaruri terimlerdir. Örneğin “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu[14]” eserindeki başkarakter tıp öğrencisi Ferit’tir[15]. Ve Safa’nın hastalıklara yaklaşımını yansıtması açısından Ferit iyi bir numunedir. Safa’nın Ferit vasıtasıyla tıp bilgisini kanıtlaması açısından doktoru Recep Doksat’ın sözleri ilginçtir “O en az bir hekim kadar tıbbı bilen adam[16]”. Yine samimi arkadaşı Psikiyatri alanındaki çalışmalarıyla ismini duyuran Profesör Doktor Ayhan Songar Peyami Safa’dan; “…mesleğimi-hiç mübalağa etmiyorum- en az benim kadar bilen ve birçok tıbbi meseleleri tartışmaktan çekineceğim bir kimse[17]” diye bahseder. Yine Safa’nın hasta, hastalık yönünden derin temalar içeren eserlerinden birisi de “Bir Akşamdı” romanıdır. Bu eserindeki hasta karakterler öylesine gerçekçi bir dille çizilmiştir ki okuyanın soluğunu keser. Safa, babasının muzdarip olduğu verem hastalığını birkaç eserinde daha işlemiş olsa da hastanın o aciz halini en iyi şekilde “Bir Akşamdı” romanında Meliha’nın hasta babasıyla yansıtır. Öyle ki kurgusunda mikroba ses verir. Akciğerlere yerleşerek verem yapan mikropların söyledikleri işi bilen birinin gözünden adeta mikropla vücudun o mücadelesinin hülasası gibidir “ Yiyoruz, yiyoruz, oh… Ne tatlı sünger! Ne ziyafet! Sabah akşam, bir insan ciğeri yiyoruz! Yiyor, büyüyor, çiftleşiyor ve ürüyoruz. Bir ciğerin içine sığmıyoruz, bazılarımız, kendilerine daha yeni ve taze ciğerler bulmak için tükürüklerden mamul tayyarelere binerek ağızdan dışarı fırlıyorlar, hicret ediyorlar, kendilerine yeni bir zemin, yeni bir vatan arıyorlar. Biz, Basil dö Koh’lar[18] tezayüd-ü nüfus[19] taraftarıyız. Cemiyetçiyiz, milliyetperveriz. Mefkûremiz çoğalmak ve istila etmek… Düşmanımız azot ve oksijene rağmen çoğalıyoruz. … Adrenalinlerinizin kabzettikleri yaraların kireçlerini günün birinde çatlatarak ciğerlerin her tarafına yayılacağımız demler uzak değildir. Trikalsinlerinizin[20] etrafımıza ördükleri duvarları behemehâl yıkacağız, nitekim yıkıyoruz[21].” Tabiî bu şekilde hastalığa ve onun muzır etkeninin vücuda taaruzunu çok iyi anlatmasına karşın; mikroba yenildiği anlar kendisini fazlasıyla rahatsız eder ve hastalığa karşı yeni mücadele metotları geliştirir. Bir sohbetinde şunları söylemektedir “Nezle benim bütün müfekkiremi öldürmüş. Allah kahretsin. Birçok hastalıklara dikkat ettim, mikrop zeki bir mahlûk. Ona zeki bir mahlûkla hücum edildiği gibi hücum lazım, yani kendisiyle dost olarak.” der ve çivi çiviyi söker tarzı bir yaklaşımla hasta olmasına, yatması gerekmesine rağmen bir davete gittiğini ve iyileştiğini belirtir[22]. Aslında onun bu yaklaşımının farklı izlerine eserlerinde rastlamak mümkündür. “Yalnızız” isimli başyapıtında karakteri Samim’in[23] kurduğu ütopik ülke Simeranya’da tıbbı bilim olmaktan, hastalığı da sorun olmaktan çıkarır. Zira ona göre bir hastalık mevcutsa sebebi hastanın geçmişinde aranmalıdır. Simeranya’da hastalığın zuhur etmesi için yolunda gitmeyen bir kaderin olması lazımdır. Kaderin olumsuzluklarına vücut, bir hiperreaksiyon göstererek sağlığı bozar. Simeranya’da ise hastalık yoktur. Çünkü Simeranya’da kimse ruhi açıdan hasta değildir. Simeranya’dakiler kadere karşı isyan etmemeyi, sinirlenmemeyi öğrenir ve böylelikle ruhen sağlıklı bir hale bürünürler. Ruhun hasta olmadığı bir ortamda başka hastalıklardan bahsetmek yersizdir. Her hastalık oluşmadan kaybolur. Haliyle tıp ilmine değerek yoktur[24]. Yine “Yalnızız” eserinde Samim’in kardeşi Besim’e söylediği hastalık tanımı konuyu netleştirir “Her hastalık evvela ruhta başlayıp sonra vücuda sirayet etmiş bir isyandır[25].” Safa hastalıkla ve çevresel etmenleriyle içli dışlı olmasına karşın onun esas uzmanlığı ruhun hastalıkları üzerinedir. Zira o, ruhun normal akislerini bize duyururken, anormalin en müstesna şekillerini verir. Öyle ki ruhun binbir halinin o izahı zor hallerini adeta bir saksının tarifini yaparcasına kolayca anlatır. Ruhun o kendine has soyut yapısına o kadar ustaca kimlik katar ki görülmeyen kavramlar deyim yerindeyse elle tutulur olur. Görünmeyen ruhun hastalıkları onun elinde tüm belirtilerin gözlemlenebildiği bir hasta bilgi kartına dönüşür. Bu yüzden bir ruh hekimi Safa’nın eserlerindeki karakterlere rahatlıkla tanı koyabilir. Zaten Simeranya örneğinde olduğu gibi ona göre bütün hastalıkların kaynağı ruhta gizlidir. Bunu “Yalnızız” romanının karakteri Samim’i dillendirirken de gösterir “Septisemi, verem, kanser, hepsi boş lakırdıdır. İnsanı yalnız bir illet öldürür Sıkıntı. Öteki hastalıklar bunun vücuttaki çeşitli görünüşleridir[26].” Hatta görüşlerini bir adım daha ileri götürerek yine “Bir Akşamdı” eserinde can sıkıntısını asrın hastalığı olarak telakki eder[27]. Sonuçta Türk edebiyatının güçlü kalemi Peyami Safa birçok alanda olduğu gibi hastalık konusunda da kalemini kavi şekilde kullanmıştır. Onun, hastalık mevzuuna yaklaşımı kaderiyle ilgili olduğu sanılsa da; aslında bu yaklaşımı, maddeye mana ve ruh katan yüksek yorum gücünden kaynaklanmıştır. Zira basit bir taş parçası bile erbabının elinde bir sanat eserine dönüşür. Safa fikrinin her kıvrımı ile eşsiz bir sanat eseri ortaya koymaya muktedir olduğunu birçok kez kanıtlamıştır. KAYNAKÇA ALTINKAYNAK, Hikmet, Türk Edebiyatından Yazarlar ve Şairler Sözlüğü, Doğan Kitap, İstanbul, 2007. AYAŞLI, Münevver, İşittiklerim Gördüklerim Bildiklerim, Güryay Matbaacılık, İstanbul, 1973. AYVAZOĞLU, Beşir, “Peyami Safa 1899-1961”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2008. AYVAZOĞLU, Beşir, Peyami-Hayatı Sanatı Felsefesi Dramı, Kapı Yayınları, İstanbul, 2011. ERDOĞAN, Kenan, “Peyami Safa’nın Babası “Şâir-i Mâder-Zâd” İsmail Safa ve Tehlîl’i” Vefatının Ellinci Yılında Peyami Safa Kitabı, Manisa, 2012. GÖZE, Ergün, Peyami Safa-Hayatı Şahsiyeti Te’siri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987. KABAKLI, Ahmet, Türk Edebiyatı, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul, 1978. KISAKÜREK, Necip Fazıl, Babıali, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 1975. KURT, Barış Can, Peyami Safa’nın Romalarında Hastalık, Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2015. SAFA, Peyami, Bir Akşamdı, Ötüken Yayınları, 23. Baskı, İstanbul, 2019. SAFA, Peyami, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Ötüken Yayınları, 96. Baskı, İstanbul, 2019. SAFA, Peyami, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Ötüken Neşriyat, 36. Baskı, İstanbul, 2019. SAFA, Peyami, Yalnızız, Ötüken Neşriyat, 43. Baskı, İstanbul, 2019. SONGAR, Ayhan, Ruh Hekiminin Hatıraları, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul, 2016. TEKİN, Hikmet, Romancı Yönüyle Peyami Safa, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014. TURAN, Şeyma Büyükkavas, Peyami Safa’nın İnsanları, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2018. * Genel Yayın Yönetmeni. [1] Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2019, [2] Beşir Ayvazoğlu, “Peyami Safa 1899-1961”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2008, s. 437. [3] Ergün Göze, Peyami Safa-Hayatı Şahsiyeti Te’siri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987, s. 9; Kenan Erdoğan, “Peyami Safa’nın Babası “Şâir-i Mâder-Zâd” İsmail Safa ve Tehlîl’i” Vefatının Ellinci Yılında Peyami Safa Kitabı, Manisa, 2012, s. 7-18. [4] Beşir Ayvazoğlu, Peyami-Hayatı Sanatı Felsefesi Dramı, Kapı Yayınları, İstanbul, 2011, s. 55. [5] Hikmet Altınkaynak, Türk Edebiyatından Yazarlar ve Şairler Sözlüğü, Doğan Kitap, İstanbul, 2007, s. 563. [6] Mehmet Tekin, Romancı Yönüyle Peyami Safa, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014, s. 21-22. [7] Beşir Ayvazoğlu, Adı Geçen Makale, İstanbul, 2008, s. 439. [8] Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Ötüken Yayınları, 96. Baskı, İstanbul, 2019, s. 108. [9] Beşir Ayvazoğlu, Kapı Yayınları, İstanbul, 2011, s. 63. Safa “Meşhur Olan Fakir Çocuklar” isimli eser için yazdığı tanıtımda bu görüşlerini yazmıştır. [10] Necip Fazıl Kısakürek “Babıali” isimli eserinde Safa’nın annesinin vefatını detaylı anlatmaktadır. Bkz. Necip Fazıl Kısakürek, Babıali, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 1975, [11] Münevver Ayaşlı, İşittiklerim Gördüklerim Bildiklerim, Güryay Matbaacılık, İstanbul, 1973, s. 138-139. [12] Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul, 1978, s. 439; Beşir Ayvazoğlu, Adı Geçen Makale, İstanbul, 2008, s. 437-440; Ergün Göze, s. 15. [13] Peyami Safa’nın çocukluk arkadaşı Elif Naci onun daha çocukken hastalığını tıp deyimleriyle anlattığını belirtmiştir. Bkz. Mehmet Tekin, Romancı Yönüyle Peyami Safa, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014, s. 21. [14] Bkz. Peyami Safa, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Ötüken Neşriyat, 36. Baskı, İstanbul, 2019. [15] Ferit karakteri için bkz. Şeyma Büyükkavas Turan, Peyami Safa’nın İnsanları, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2018, s. 286-291. [16] Beşir Ayvazoğlu, [17] Ayhan Songar, Ruh Hekiminin Hatıraları, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul, 2016, s. 25. [18] Tüberküloz Verem hastalığına sebep olan mikroorganizmadır. Alman hekim Robert Koch tarafından 1882 yılında bulunduğu için onun ismi ile anılır. [19] Nüfus artışı. [20] Solunum yolu rahatsızlıklarında kullanılan bir ilaç. [21] Peyami Safa, Bir Akşamdı, Ötüken Yayınları, 23. Baskı, İstanbul, 2019, s. 68. [22] Beşir Ayvazoğlu, s. 228. [23] Samim karakteri Peyami Safa’nın dünya görüşlerini yansıtması açısından önemlidir. Detaylı bilgi için bkz. Şeyma Büyükkavas Turan, Peyami Safa’nın İnsanları, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2018, [24] Beşir Ayvazoğlu, [25] Peyami Safa, Yalnızız, Ötüken Neşriyat, 43. Baskı, İstanbul, 2019, [26] Peyami Safa, “Yalnızız”, s. 68; Barış Can Kurt, Peyami Safa’nın Romalarında Hastalık, Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2015, s. 23. [27] Peyami Safa, Bir Akşamdı, Watchers Başlığı izleyen üye sayısı 8 üye. Offline demir00 Özel Üye Katılım 26 Kasım 2009 Mesajlar Beğenileri Ödül Puanları 123 Meslek Avukat Yer Istanbul KUZEY’İ GÖREN PROTEİN TOZUNA HÜCUM EDİYOR Dizilerin yeni tüketim eğilimleri oluşturduğu savına bir örnek. Sporcu gıdaları satan bir sitenin Bakınız google, reklam yapmıyorum yönetim kurulu başkanı, bir bülten hazırlamış konuyla ilgili. Türkiye’de protein tozu satışları patlamış. Türkiye’nin müstesna erkekleri, Kuzey Güney’ dizisindeki karın baklavalarını gördükten sonra, özellikle 18-30 yaş grubundakiler, protein tozuna hücum etmiş. Kaslı oyuncuların vücut gelişiminde protein tozunu kullandıklarını öğrenince Türk erkekleri harekete geçmiş. Haa bir de Spartacus’ dizisi etkili olmuş. Oradaki olay farklı. Bir tane değil, 10 tane değil, hepsi kaslı. Ben bile hayran oluyorum icabında. Sağlığa zararı yokmuş. Valla onu uzmanlar bilir. Yiğit Bulut bu konuyu da Sansürsüz’e taşımalı bence. Bedava danışmanlık da yapıyoruz icabında! Haber kaynagı teallam, demek istiyorum. yahu kuzeyi görenlerin proetin tozlarına değil spor salonlarına hücum etmesi lazım, ne hazırci milletiz yahu, "protein tozunu iç, kuzey ol"...teallam. mma-, su, demircan256 ve diğer 2 kişi bunu beğendi. Offline Altintop Üye Katılım 17 Aralık 2007 Mesajlar 273 Beğenileri 166 Ödül Puanları 53 Yer Berlin Yazılanlara inanmamak gerekir. Tamamen reklam kokuyor. Kısacası PR reklamıdır. Haberde zaten satışı yapan sitenin adreside yazıyor. Ayrıca bu firma sözde sukrax tatlandırıcı markası için 4 milyon dolar yatırım yapmış Üretim tesisi kursan 4 milyon dolar etmez, ki private label markasıdır. dolar sermaye yeter Böyle haberleri okurken dikkatli olmak lazım. Bu haber önemsiz, fakat çok güzel reklam yapmışlar bravo diyorum. Offline seytantuyu Özel Üye Katılım 14 Ekim 2009 Mesajlar Beğenileri Ödül Puanları 123 Offline ZeusS_ Yeni Üye Katılım 10 Ekim 2011 Mesajlar Beğenileri Ödül Puanları 0 Vallahi buna gerçektende inanırım işte; üniden arkadaşlarım bu diziyi kurtlar vadisi gibi oturup izliyorlar, izledikten sonrada hepsi bir anda evin içinde kuzeye dönüşüyorlar, yerde bi 20-30 şınav çekmeler, güçlerinin yettiği kadar mekik, ardından birbirini itip kakmalar... Bu dizi başlamadan önce onların yediği bir çok yemeği yemediğim için benimle alay eden adamlar, sana sefer tası lazım diyen adamlar, şimdi yanıma gelip kanka sen sporcu maması protein tozu kullanıyorsun demi bizde versene biraz neyse parası verelim diyorlar... Ne varmış bu dizide bu kadar insanları gaza getirecek hiç anlamıyorum; zamanım olursa oturup bende bir izliycem artık o derece... Kesinlikle katılıyorum ve bende teallaaam diyorum onbir ve demircan256 bunu beğendi. Offline Karakaş Üye Katılım 28 Eylül 2011 Mesajlar 582 Beğenileri Ödül Puanları 103 aman abicim yiğit bulut sansürsüze taşımasın bu olayı şimdi oraya 2 tane 1940 model doktor çıkarır yarım asır öncesinden kalma bilgileriyle vay efendim şöyle yapar vay efendim böyle yapar der sakata geliriz. ben isterim ki haber doğru olsun satışlar daha da artsın fiyatlar düşsün. işimize gelir. sultanmehmed bunu beğendi. Offline pozitronn Üye Katılım 16 Ekim 2011 Mesajlar 707 Beğenileri Ödül Puanları 103 Cinsiyet Bay Meslek inşaat mühendisi Yer Adana Bırakın alsınlar senin aldığın proteini ben de alsam senin gibi olurum diyemezler artık Offline ZeusS_ Yeni Üye Katılım 10 Ekim 2011 Mesajlar Beğenileri Ödül Puanları 0 Süper tespit Offline galois91 Üye Katılım 9 Şubat 2007 Mesajlar 299 Beğenileri 187 Ödül Puanları 53 Meslek Akademisyen Yer Eskişehir Diziyi izliyor değilim, burada görünce araştırdım da internette konu ile ilgili fotoğraflarda ben karın kası göremedim... Adonis oldukça belirgin ışıklandırma da ona göre yapılmış bu arada, vücut düzgün ama aman aman birşey yok, bir de diziyi izlemek lazım son kararı vermek için Offline Azi Yeni Üye Katılım 11 Ocak 2011 Mesajlar 488 Beğenileri Ödül Puanları 0 Meslek Öğrenci Yer İstanbul Ben güney olmak istiyorum ne içmeliyim Offline demir00 Özel Üye Katılım 26 Kasım 2009 Mesajlar Beğenileri Ödül Puanları 123 Meslek Avukat Yer Istanbul O zaman bolcana süt içip, ders calısman gerekiyor onbir, Cattleya, goliaht ve diğer 3 kişi bunu beğendi. Offline Cattleya Yeni Üye Katılım 21 Ekim 2011 Mesajlar 275 Beğenileri 233 Ödül Puanları 0 Yer Aydın Güneyin vücutta fena değil ama Offline themertyildiz Üye Katılım 2 Eylül 2011 Mesajlar 411 Beğenileri 952 Ödül Puanları 103 Cinsiyet Bay Kıvanç Tatlıtuğ'u protein tozlarının yeni yüzü olarak görürsek şaşırmayız artık Sanki protein tozunu içip yan gelip yatmayla karın kasları ortaya çıkacak Bu aynı '' light ürünler daha az kalori içeriyorsa 10-15 tane daha yiyebilirim '' vs demek gibi. Offline rockybalboa7 Üye Katılım 28 Temmuz 2008 Mesajlar Beğenileri Ödül Puanları 0 diziden çok kıvanç tatlıtuğ un karın kasları gündeme geliyor açıkcası diziyide hiç beğenmedim sıkıcı bir dizi medyanın abarttığı dizilerden biri neyse bence alsınlar protein tozu anlasınlar çalışmadan sadece tozlarla kas yapılamıyacağını böylece bu konu şu "kuzey -güney "diye bi dizi varmış ,onunla mı ilgili... öyleyse... desene tüüühhh ayağımıza gelen reklam kısmetini heba ettik?!... geçen hafta aramışlardı ,bizim salonda çekim yapmak için...bilseydik, kabul ederdik... neymiş bu medya yahu?!... Sayfayı Paylaş Bahçeli'den Millet İttifakı'na FETÖ ve PKK tepkisi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada, "Maalesef zillet ittifakı PKK’nın kanlı ve kahredici istikametindedir. Bunun yanında FETÖ de ahtapot gibi bu ittifakı sarmış, uyuşturmuş, akıl ve siyasetine ambargo koymuştur" dedi. MHP lideri Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Şırnak Uludere'ye yaptığı ziyareti eleştirdi. Bahçeli yazılı açıklamasında şunları söyledi "Zillet ittifakı bünyesinde tecessüm ve temerküz eden, adeta iftira ve ihanet cephesine dönüşen irili ufaklı partilerin Türkiye aleyhine estirdikleri yalan rüzgarı kendilerini zora sokacak bir fırtına halini almıştır. Türk siyaset hayatının bu tip ve böylesi bir yozlaşma akımına kapılan partileri daha fazla taşıma imkanı, daha fazla hazmetme ihtimali eşyanın tabiatına aykırı olduğu gibi; akıl, ahlak ve milli irade ölçülerine de bütünüyle terstir. Türkiye’yle hesaplaşmak için sıraya girmiş iç ve dış mihrakların hem ümit kapısı olan hem de bunlarla derin bir ünsiyet bağı oluşturan zillet partilerinin demokrasi güvenliğimizi her mevziden tehdit ettiği kristalize bir gerçektir. CHP Genel Başkanı’nın aleni bir şekilde devlete saldırması, çürüdüğünü pervasızca iddia etmesi, bununla da yetinmeyip Erzurum ziyaretinden hemen sonra koşa koşa Şırnak Uludere’yi ziyaret edip kabuk bağlamış yaraları açmaya çalışması su katılmamış bir provokatörlüktür. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti’nde “Roboski” diye bir yerleşim yeri olmamasına rağmen, bölücü terör örgütünün bu kirli üslubunu seslendiren Kılıçdaroğlu bir kez daha yaş tahtaya basmıştır. Şırnak’ın Uludere ilçesinin Ortasu Köyü’nde 28 Aralık 2011 tarihinde yaşanan müessif hadisenin üzerinden geçen 11 yıl sonra helalleşme maskesi altında bölücü tezlere destek vermek, terör örgütünün değirmenine su taşımak aymazlık ve tabansızlıktır. Kılıçdaroğlu özellikle şunu bilmelidir ki, Türkiye’de “Roboski” diye bir yer yoktur, olmamıştır, olmayacaktır. Roboski tanımlaması, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne kast etmek, taş koymak, pusu kurmak, ateş açmak, bölücülüğe hizmet etmektir. Kılıçdaroğlu Kürt kökenli kardeşlerimi istismar çemberine alarak hissiyatlarını kanatmayı siyaset zannedecek kadar art niyetli, heveslerini kaşımayı helalleşme adıyla tevil edecek kadar da izansız ve kalpsizdir. Uludere’den Roboski, Türkiye’den de Kürdistan çıkarmayı düşleyen kim olursa olsun akıbeti felakettir, bu çerçevede yanlış hesap yüklü bir maliyetle Türk milletinin kutlu iradesine çarpıp bölücü ittifakın tepesine binecektir. Türkiye’nin her başarısı, her milli kazancı, yüreklerimizi sevince boğan her atılımı CHP başta olmak üzere, zillet ittifakının diğer ortaklarında derin ve tedavisi imkansız hayal kırıklıklarına neden olmaktadır. Çünkü söz konusu ittifak partileri kimliğini kaybetmenin yanında ülkemizin gerçeklerinden tamamıyla kopmuşlardır. Son tahlilde zillet ittifakı Türkiye’nin yabanı ve yabancısı bir çıkar ortaklığı hüviyetine bürünmüştür. Bu ittifakın kendine bile devası olmayan marjinal bir partisinin sözde Kürt sorununu gündeme getirip Cumhur İttifakı’na akıl danelik yaparak mesaj vermeye çalışması beyhude bir rezaletin, sipariş bir hıyanetin dile getirilmesinden başka bir şey değildir. Türkiye düşmanlarına acentelik yapan, milli birlik ve dayanışma ruhuna zehir saçan iflah olmaz münafıkların sözde Kürt sorununu ısıtıp ısıtıp ana gündem konusu yapma iştahları kiralık siyasetlerinin, sömürgeleşmiş zihniyetlerinin, mandacı şahsiyetlerinin ibretlik bir sonucudur. Bu teslimiyetçi ve tezvirat ehli ikiyüzlü devşirmelere milletimizin kulak vermesi, dikkate alması, ciddiyete müstahak görmesi muhal bir hayaldir. Maalesef zillet ittifakı PKK’nın kanlı ve kahredici istikametindedir. Bunun yanında FETÖ de ahtapot gibi bu ittifakı sarmış, uyuşturmuş, akıl ve siyasetine ambargo koymuştur. Artık hiçbir şey gizli saklı değildir. PKK’nın yıllardır siyasallaşma arayışlarına refakat eden HDP’nin hala ve henüz siyaset ve demokrasi hayatından çıkarılamaması büyük bir risk ve tehlike olarak karşımızda duruyorken, FETÖ’nün zillet ittifakında siyasal taban tutma çabaları da bir diğer vahim gelişme halinde belirginlik kazanmış durumdadır. Görülen ve görücüye çıkarılan yakıcı gerçek şudur ki, FETÖ’yü siyasallaştırmak için zillet ittifakı aynı zamanda kuluçka, aynı zamanda kundak işlevi görmektedir. Ve bütün amiller, bütün ameller buna işaret etmektedir. Terör örgütü olan Gülen hareketi zillet ittifakını taşıyıcı beden olarak kullanırken, buna karşılık hiçbir itiraz veya aykırı ses bugüne kadar duyulmuş değildir. Herkes dürüst bir şekilde siyaset muhasebesini yapmak zorundadır. CHP ve diğer vagon partileri eğer FETÖ’yü siyasallaştırma hususunda gizil ve gizli bir hedefin takipçisi ise bunu milletimizin karşısına çıkıp anlatacak yürekli tavrı gösterebilmeli ve kararı da Türk milletine bırakmalıdırlar. Bizim nazarımızda PKK ile FETÖ arasında hiçbir fark yoktur. PKK’nın yörüngesine sabitlenen zillet partilerinin FETÖ’nün siyasette açık seçik temsil noktasına gönüllü olmaları malumun ilanı, bilinenin ibrası şeklinde okunacak, böyle de yorumlanacaktır. Hiç kimse minderden kaçmamalı, kaçak güreşmemelidir. Siyasi namus gereğince herkes tercihini yapmalı, nerede durduklarını, kimlerle yanak yanağa verdiklerini, nasıl bir emel ve hedef birlikteliği içinde yer aldıklarını açıklamalıdır. Türkiye’nin aleyhine konuşlanan Biden muhalefeti PKK’yla FETÖ’nün oksijen çadırıdır, soğuk hava deposudur, siyasi sığınağıdır. 2023 yılına yaklaştığımız şu günlerde kartlar açık oynanmalı, aziz milletimiz şeytani hesaplarla rahmani haysiyeti tefrik ve teşhis eden basiretiyle karanlık senaryoları yırtıp atmalıdır. Madem Biden’ın muhalefeti vızır vızır faaliyet halindedir, o halde FETÖ’nün siyasallaşmasına sözde demokrasi, insan hakları ve özgürlükler adına ABD’nin ortam açması, destek çıkması, fırsat sunması tutarlılık olarak değerlendirilecektir. ABD’nin siyasal sistemine tıpkı Demokratlar ve Cumhuriyetçiler gibi Gülen hareketinin de partileşerek girmesinde yarar vardır. Teröristbaşı Gülen’i Türkiye’ye iadeye yanaşmayan ABD yönetimi, Washington ile Pensilvanya arasında casusluk ve istihbarat köprüsü değil, siyasi bağlantı kuracak tavrı gösterebilmelidir. Şayet arzu ediliyorsa, Gülen hareketine kurdurulacak muhtemel parti ABD siyaseti ve zillet ittifakıyla eşzamanlı diyalog kanallarını da netleştirecek, 15 Temmuz’un planlayıcıları ve uygulayıcıları gecikmeyle de olsa aynı çatının sütunları halinde buluşacaklardır. Türk milleti zemzem diyerek zehir servisi yapanları tanımaktadır. Türkiye düşmanlığının ulaştığı mesafe de ortadadır. 2023 yılı bu düşmanlığın sökülüp atılacağı muazzam bir milat olacaktır. Cumhur İttifakı bu kutlu hedefe ulaşmaya hazırlıklıdır, kararlıdır, yeminlidir. FETÖ’yü ve PKK’yı artan dozlarla siyasal alana çekmek için kapalı devre iş tutanları, bu uğurda faaliyet içinde olanları Türk milleti asla affetmeyecek, bunları gelmeden tarihin çöplüğüne fırlatıp atacaktır." “Şizoid Kendilik Bozukluğu” Amandy CASIDY Çeviri Serpil Kızıltaş Kendilik bozukluklarına Masterson Yaklaşımı, Şizoid Kişilik Bozukluğu’nu anlamamızı oldukça genişletti ve ilerletti. Yalnızca DSM-IV’e bakarsak şizoid kişiliği tanımlayan klinik özelliklerinin, özellikle sosyal farklılaşamamaya ya da kişiler arası ilişkilerdeki sosyal zorluğa odaklanan dar bir tanımlama buluruz. Masterson Yaklaşımı’nın hassas yolu yerine yalnızca DSM-IV kriterlerine güvenilseydi pek çok hasta fayda sağlayamazdı. Herry Guntrip, 1969 yılında şizoid kişiliğin 9 temel karakteristiğini tanımladı ve bu da bizim şizoid kişiliğin intrapsişik dünyasını derinliğine anlamamızı sağladı. Bence bu temel karakteristikleri tartışmak şizoid kişiliği anlamamızı geliştirmek için iyi bir başlangıç noktasıdır. İçedönüklük Dış dünya cevapsız, güvensiz veya tehlikeli göründüğünde uygun cevap içe dönmektir. Şizoid hastaların sübjektif deneyimi, ilişki çabaları hiçbir fayda sağlamamaktadır ve onları aldırmazlık veya ihmalle karşı karşıya bırakır. En kötüsü, şizoid hasta, manipule edilme, zorlanma ya da sadistik olarak cezalandırılma deneyimleriyle yaşamaktadır. Bu hastalar genellikle bir aile sisteminin hayati paçası olamadıklarını söylerler; herhangi bir amaca hizmet etmeyi, canavarlaştırılmayı ve başka bir hizmet gerekli olana kadar arka plana atılmayı yaşantılarlar. Bu hastalar kendilerine, özel duyguları olmayan nesnelermiş gibi avranıldığını, kullanıldıklarını ve herhangi bir amaca hizmet etmek üzere manipule edildiklerini hissederler. Bir hastamın anlattığı gibi “Babam tarafından ne zaman istenirse kullanılan herhangi bir şeydim.” Bir çocuk olarak şizoid hasta, duygusal yönelim için ebeveyninin sağladığı ipuçlarını kullanamamaktadır. Varsa bile, ebeveynden çocuğun deneyimlerine ve ihtiyaçlarına yönelik sağlanan çok az bir miktar cevap vardır. Kişinin işe yararlılığını ortaya koyabileceği tek bilgi formu kendisinden talep edilen şeyleri yapmaktır. Şizoid hasta, fonksiyonlarını ortaya koymayı çok iyi öğrenmiştir. Bu da bir miktar değerlilik hissi deneyimletir ama bu, kişilerarası ve duygusal onaydan yoksundur. Şizoid hastada gelecekteki problem, çocuğun karar alamayacağı kritik anlarda çocuğun ihtiyacı olan cevapları elde edememesinden kaynaklanan sorundur; daha çok, çocuk diğerinden gelecek aktif girdiye ihtiyaç duyar. Bu durumlarda çocuk olarak şizoid hasta, içsel geribildirimlerden ziyade dışsal geribildirimlere güvenmeye başlar. İçsel geribildirimlere güvenmeden, hasta, sonsuza değin düşüşün ıstırabını deneyimler. Fairbairn’in dediği gibi, tüm insanlık için olan nesne ilişkilerinin motivasyonel önceliği hala uygulanmaktadır ama bu nesne ilişkileri içsel olur çünkü dışsal ilişkiler çok tehlikelidir. Bu yolla içedönüklük, Şizoid Kişilik Bozukluğu’nun ayırıcı özelliğidir. Geri çekilme withdrawness Guntrip’e göre geri çekilme, içedönüklüğün başka bir tarafı, dış dünyadan ayrılma anlamına gelir. Bu davranışı birçok hastamızda, dış dünyayla ilişkiye girmeye karşı direnç olarak fark edebiliriz. Onlar açıkça geri çekilmişlerdir. Ralph Klein, sosyal olarak girişken ve görüntüde dünyayla ilişki içinde olan ve geri çekilme ve izolasyon kriterlerine tam olarak uymayan birçok şizoid olduğuna işaret etmektedir. Bununla birlikte, onların sübjektif deneyimleri araştırıldığında, ayrıldıklarını ve duygusal olarak geri çekildiklerini anlatırlar. Bu, geri çekilmenin dönüştürülmüş formudur ve Klein’in gizli şizoid olarak adlandırdığı durumun karakteristiğidir. Bu önemli ayrım, Şizoid Kişilik Bozukluğu’nun DSM-IV’ün ötesinde anlaşılmasını ve genişletilmesini sağlamıştır. Narsisizm Guntrip’e göre “narsisizm, kökenini şizoidin ağırlıklı olarak içsel yaşadığı hayattan alan bir karakteristiktir. Sevgi nesneleri tümüyle içseldir ve ek olarak onlarla özdeşleşmiştir ve böylece hastanın libidinal bağlanmaları kendisi gibi gözükür.” Şizoidin narsisizmi, değerli nesneye sahip olmak arzusu ya da hasetle bir şeyle ilişkili değildir. Bu, eken yaşamın normal çocuksu narsisizmi ya da Narsisistik Kişilik Bozukluğu’nun patolojik narsisizmi değildir. Şizoid vakadaki narsisizmin fonksiyonu, üstünlük sağlamak değil, güvenliği ve mesafeyi yaratmak üzerinedir. Şizoidin narsisizmi, dışsal sağlıklı narsisistik beslenmeleri bulmada başarısızlık yansıtır. Duygu düzenleme için diğerine güvenen ve odaklanan borderline ve narsisistik kişiliklerden farklı olarak şizoid kişilik içe döner ve bunu kendileri için idare etmeyi öğrenir. Kendine yeterlilik Duygu düzenlemeyi içsel ilişkiler yoluyla yönetmek için kendine yeterlilik yeteneği, şizoid kişiliğin gelişmiş bir karakteristiğidir. Dış dünyaya dönüp az cevap bulduğunda ya da hiç cevap bulamadığında çocuk anksiyete ve tehlikeye maruz kalır ve böylece içe döner ve bunu kendi kendine yönetmeyi öğrenir. Diğerine güvenmek, manipulasyon, sahiplenilme/mülk edinilme , baskı altında tutulma ya da sadizm deneyimi korkusunu açığa çıkarır. Üstünlük Guntrip’e göre, üstünlük hissi doğal olarak kendine yeterlilikle birlikte gider. Diğerine ihtiyaç duymaz. Şizoid kişilik için, bu üstünlük hissi narsisistik kişilikteki büyüklenmecilikle ilişkili değildir. Bu, diğerleriyle güvenli bir mesafe yaratmak için bir yoldur. Diğerlerine ihtiyaç duymama, diğerlerinin güvenilir ve cevap veren olmamasının bir soncudur. Duygulanım kaybı Guntrip’e göre, dışsal durumlardaki duygulanım yokluğu şizoid kişilik yapısının kaçınılmaz parçasıdır. Dış dünyanın tehlikelerine karşı koruyucu savunma mekanizması olarak kendini yoğun bir şekilde araştırma ihtiyacından dolayı şizoid hastanın diğerinin yerine kendini koyma yeteneği çok azdır. Geçmişte de bu şekilde yapmış olmak, sadistik ya da efendi nesnenin zihninin farkındalığını kazandırır ve kişinin dünyadaki kesin yalnızlığıyla yüzleşmesine neden olur. Böyle yapmak, Winnicott’ın söylediği tolere edilemez anksiyetenin farkında olmalarına yol açar. Duyguları uğruna bu deneyimden kendilerini uzak tutmak zorundadırlar. Ek olarak, deneyimi bilmeyi ve isimlendirmeyi sağlayan diğerinin uyum sağlama ihtiyacını deneyimlememişlerdir. Şizoid hastalarla çalışma deneyimime göre, bu hastalar hissetmiyor değillerdir ama duygular çok güçlü ve bunaltıcıdır; ve bunları açıklayacak çok az kelimeleri vardır. Dil, bu hastaların duygusal deneyimlerinin yoğunluğunu açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Yalnızlık Terapi arayışında olan şizoid birey, genellikle ilişki arayışı ve yalnızlığın bir çeşit farkındalıkla kırılması ile terapiye gelir. Bir ilişki olasılığıyla gelen hastanın hasretleri ve umutları ölmemiştir. Şizoid kişiliğin klasik tanımı olan soğukluğu ve kayıtsızlığı, kişinin öznel deneyimine uymaz. Böyle bir ihtiyacı kabul etmek, hastayı terapiste tehlikeli bir şekilde yakınlaştırır ve terapötik alyans kurulana kadar bilinçli olarak bilinmez. Depersonalizasyon Depersonalizasyonun disosiyatif savunması fiziksel olarak kaçış mümkün olmadığında işleme sokulur. Eğer tehlike ve anksiyete hissi bunaltıcı hale gelirse, tek çözüm durumdan duygusal olarak kopmaktır. Birçok şizoid hastanın bu fonksiyonu kullanmaya ihtiyaç duyduğu cinsel, fiziksel ya da duygusal istismar hikayesi bulunmaktadır. Onların deneyimleri bir başkasını seyreden kişi olmaya dönüşür ve kendilikle bağlantı kurulamaz. Gözleyen ego, deneyimleyen egodan kopmuştur. Hastalar, bu deneyimi hayatın dışında olmak ve uzaktan seyretmek olarak anlatırlar. Regresyon Guntrip regresyonu şöyle tanımlamıştır “ altta, dış dünya tarafından bunaltı hissi yaşayan şizoid kişi, içe ve geriye doğru bir akıştadır, bu akış rahimin güvenilirliğine doğrudur. İçe doğru regresyon, içsel fanteziye ve kendi kendine yetmeye güvenmeye işaret eder. Geriye doğru regresyon yeniden en güvenilir yer olan rahime ulaşma arzusuna işaret eder. Çalıştığım genç bir adam, bu fenomeni merdivenleri olmayan bodrum katındaki hazine sandığında saklandığını söylediği zaman açıklamıştı. Hazine sandığında güvenli hissediyordu ama dünyayla iletişim kuramıyordu. Guntrip’in karakteristiklerinden, şizoid hastanın probleminin, borderline ya da narsisistik hastaların problemlerinden oldukça farklı olduğunu görüyoruz. Mahler, ayrılma- bireyleşme sürecinin yeniden yakınlaşma alt safhası sırasındaki zihinsel işlevselliğin kendilik ve nesne temsillerinin ayrılmasını içerdiğini ifade etmiştir. Böylece, daha fazla benzer düşüncelilik varsayılmaz. Daniel Stern, bu yeni ulaşılmış zihinsel durumu, ayrı fakat sırt sırta zihinler serisi olarak açıklamıştır. İlişki kurmak, bağlantı kurmak ve paylaşmak için bir ilişki sistemi bulunmalıdır. Burada, bağlantı ve bir şekilde ilişki kurmak için iki parçaya ihtiyaç vardır. Borderline ve narsisistik hastaların, ilişki kurmak ve uzlaşmak olasılığına dair temel bir inançları vardır. Bunların temel problemi, uzlaşmanın doğasındadır, uzlaşmanın olup olmamasında değildir. Şizoid hasta için, inanç yoktur, ağır risk ve tehlike olmaksızın iletişim ağının olduğuna dair bir varsayım da yoktur. Borderline ve narsisistik bozukluklar için, beslenmeleri açacak uzlaşma sürecinin anahtarını bulmak problemdir. Şizoid hasta için anahtarın var olup olmadığı şüphelidir. İntrapsişik Yapılar Daha sağlıklı ilişkilerde ya da kendiliğin daha başarılı bozukluklarında, bağlanma düzeyi bir normdur. İlişki ve bağlanmada aksaklıklar nadirdir, geçicidir ve kolayca tamir edilebilir. Kendilik bozukluğu olan hastalarda, bağlanma durumsaldır, müphemdir ve kesintiler sıktır, uzamıştır ve kolayca tamir edilemez. Borderline kendilik bozukluğu, bağlanma ünitesi ÖNİPödüllendirici nesne ilişkileri ünitesi ve bağlanmama ünitesi GNİPgeri çekilmeci nesne ilişkileri ünitesitir. Narsistik kendilik bozukluğu, bağlanma ünitesi tümgüçlü nesne/büyüklenmeci kendilik ünitesidir ve bağlanmama ünitesi ise saldırgan nesne/değersiz kendilik ünitesidir. Şizoid hastanın temel bağlanma ünitesi, efendi/köle ünitesidir; temel bağlanmama ünitesi ise sadistik nesne/sürgündeki kendilik ünitesidir. Sürgündeki Kendilik Birçok şizoid hasta için yuva, bağlanmama ünitesidir. Bunu Guntrip 9 karakteristikle açıklamıştır şizoid hasta için temel düşünce, sadistik nesne/sürgündeki kendilik ünitesinde kendi varlığını stabilize etmek ve güvenlileştirmektir. Genel olarak, uyum kaybı ya da sadizm ne kadar çoksa bağlanmama ünitesinin bağlanma ünitesine oranı daha yüksek olacaktır ve adapte olmuş sosyal işlevsellik seviyesi daha düşük olacaktır. Sadistik nesnenin art niyeti bağlanma çabalarının önüne geçer. Şizoid hastanın nesneye sunar göründüğü haz tarafından art niyet ve sadizm değiştirilmediğinde, erken dönemde vurgulanan bir uzlaşma hissi yoktur. Sadistik nesne temsiliyle ilişkili sürgündeki kendilik, geçit vermeyen buzdan bir kaleden, kendi kendine yetmeyle karakterize olan bir güvenli limana kadar değişen bir aralıktadır. Terapiye gönüllü olan hastalar sürgündeki kendiliği, bağlanma umudu ve beklentisi hala mevcut olan güvenli bir yer olarak deneyimlerler. Sürgündeki kendilik güveni olası kılar, diğerlerinden ne tehlikeli biçimde yakın ne de tehlikeli biçimde uzaktır. Çok yakın olmak, işgal, mülk edinilme/sahiplenilme veya sadizme risk teşkil eder; bununla beraber çok uzak olmak komple izolasyon ve yabancılaşma riski taşır; Winnicott’un tasavvur edilmez anksiyetesi. Düşünülebileceği üzere, sürgündeki kendilik kendi tehlikelerini taşır; kendiliği sadistik ötekinden korumak ve saklamak için aşırı uçtaki iletişimsizliğe gitme tehlikesi. Şizoid hasta sıklıkla bu tehlikenin fakındadır; çok uzağa gitme ve geriye dönüş yolunu bulamama tehlikesi. Sürgündeki kendilik ilişki ünitesindeki insanın diğerlerinden uzak olma deneyimi, en uç noktada iletişimi kaybetmenin teröründen, kendine yeterlilik ve kendine güven ile karakterize geçit vermeyen bir kale içine kendini kapatmaya kadar uzanan bir aralık gösterir. Birçok hasta, ilişki kurma umudunu içsel fantezi dünyasında yaşar. dış dünya çok tehlikeli görüldüğünde, içsel dünya güvenli bir liman haline gelir. Birçok şizoid hasta, gerçeği bilir ama fanteziyi seçer. Fantezi Birçok insan deneyimlerini geliştirmek için fantezi kurar. Yaratıcı, spontan kendiliğin bir ifadesidir. Şizoid hasta için fantezi ilişkileri geliştirmez ama onların yerine geçer, terapötik ilişkiyi de içeren bir ilişkinin başlangıcı da olabilir. Bu bir yerine koyma ilişkisidir ama yine de bir ilişkidir. Bu bir sürgündeki kendilik ifadesidir çünkü ayrılmayla ilişkili tehlike ve anksiyetelerden uzak ve kendine yeterlidir. Fantezi, şizoid hastanın bağlantıda olduğu hissini verir ve aynı zamanda hala efendi/köle ünitesinin hapsediciliğinden uzaktadır. Sıklıkla, komple izolasyon korkuları fazlalaşınca şizoid hasta bir miktar ilişki kurabilmek için terapiye başvurur. Terapötik ilişki daha sonra mükemmel şizoid uzlaşmaya dönüşür, ne çok yakın ne çok uzak. Bağlanmama ünitesindeki nesne temsilini kendilik temsiline bağlayan duygu tüm kendilik bozuklukları gibi terk depresyonudur. Sürgündeki ve bağlanmama ünitesiyle ilişkili duygu depresyon ve gazap, boşluk ve eksiklik, izolasyon ve yabancılaşmadır. Bir hastam her seansın sonunda kaçma arzususürgündeki kendilik ve aynı zamanda dışarıdaki soğuk dünyayla yalnız başına yüzleşmektense odanın sıcaklığında sonsuza kadar kalma arzusu hissettiğini söylemişti. Ben, hastamın, benim iyi huylu mahkumum olarak dünyadan saklanmış bir şekilde arka odamda yaşamasına izin veren bir karşı aktarım fantezisi deneyimlemiştim. Bu fantezide, hastamın herhangi bir talebi olmaksızın ve hayatıma katılmayacaktı. Görünmez olacaktı. Onun efendisini sahneleyecektim. Bağlanma Ünitesi; Efendi/Köle İlişki kurmaya çabalayan şizoid hasta nesne tarafından manipule edilme, zorlanma ya da sahiplenilme/mülk edinilme korkuları yaşar. Bağlanmanın ya da uzlaşmanın tüm durumlarında, tehlikeyle dolu görünmektedir. Şizoid hasta, terapist dahil, nesneden korkar. Nesne kendi gündemine uydurmak için onu manipule etmektedir, çocukken deneyimlediği gibi, bir şekilde onun amaçlarına hizmet eder. Sahiplenilme/mülk edinilme Appropriation, şizoid hastanın kendisinde değerli gördüğü her şeyin nesne tarafından alınacağına işaret eder. Bu, hastanın özel bir dünya ya da özel bir kendiliği olmayan deneyimleri de olabilir. Hasta, nesne için yalnızca bir işlevsellik ifade eder. Kölelik, bir insanın kendine ait hiçbir şeyi olmaması deneyimi ve diğeri tarafından kendisine hükmedilme ve kontrol edilmesidir. Bağlanmanın bedeli köleliktir; ilişki durumunun hapsedilmişliktir. Linkleme duygusu, birine yenilme ve tuzağa düşürülme hissidir ama en azından hasta bağlantıdadır. Hastalarımdan biri, sahiplenilme/mülk edinilme deneyimini kendine ait hiçbir hakkı olmadığı şeklinde ifade etmiştir. Kendisi için önemli olan bir şeyi açıkladığı ya da gösterdiği zaman, buna duyguları da dahil, babası onu aşağılar ve reddeder. Şizoid hasta, eğer istismarı herhangi birine söylerse, babası, bu durumu bileceğini ve onu cezalandıracağını söyler. Ve hasta istismar hakkında düşünemez hale gelir çünkü babasının her düşüncesini bileceğini düşünür. Bu ünitelerin aktive olduğu derecede büyük bir varyasyon bulunmaktadır. Bir uçta hiç aktive olmamış olabilir ve şizoid hastanın sürgünde yaşamaktan başka bir seçeneği yoktur. Terapötik ilişki genellikle şizoid hastayı nesne ilişkileri dünyasına bağlayan bir yaşam çizgisidir ve bu, hastayı komple izolasyonla ilişkili ıstırap ve umutsuzluktan korur. Diğer uçta bu hastalar, bağlanma ünitelerini aktive etmek için mümkün olan riskleri almaya, bağlanma ünitelerinin aktivasyonuyla gelen güçlükleri kabullenmeye, kendilerine yeterli ve kendi duygu düzenleme savunmalarını seferber edebildikleri zaman isteklidirler. Transferans Eyleme Vurma Gördüğümüz gibi, şizoid hasta için efendi/köle ünitesi ve sadistik nesne/sürgündeki kendilik ünitesi kendiliğin içsel temsilleridir ve dünyaya, terapist de dahil olmak üzere, projekte edilenlerdir. Şizoid hastalar, terapiye başladığında kendilerini ve terapisti bu ilişki parçaları çerçevesinden bakarak deneyimleyebilirler. Borderline ve narsisistik hastalar için terapötik ilişkide, bir memnuniyet/haz duygusu varken, şizoid hasta için terapistle ilişkiye girmek tehlike demektir. Yani terapiye giren hasta, efendi/köle ünitesindeki gibi davranır ve terapistin manipule etmesi, baskı altında tutması, sahiplenme/mülk edinmesi, hapiste tutması, köle haline dönüştürmesine karşı tetiktedir. Hasta, ilişki içinde olmanın bedelini köle olarak öder. Bağlantıda olmanın başka bir yolu yoktur. Hasta, terapisti fazla manipulatif, baskıcı ve fazla sahiplenici olarak algılarsa hassas bağlantının kesilme tehlikesi baş gösterir çünkü bağlantının bedeli çok yüksek olmaya başlamıştır. Sadistik nesnenin yansıması devreye girer ve bunun sonucunda kendilik gizlenir ama yine sürgündeki güvenliğin bedeli terapistle olan potansiyel ilişkiye olan yabancılaşmadır. Şizoid, yansıtmalı özdeşim süreci üzerinden sadistik nesneyi ya da efendiyi tüketir ve böylece terapist karşı aktarım sırasında çift taraflı bir rol deneyimler. Bu hasta, kölelik ve manipulasyon deneyimini terapiste indüklemekle efendi rolünü de alabilir. Alternatif olarak, hasta, uzak, ilişkisiz, aldırmaz ve soğuk kalarak terapisti sürgüne göndermek isteyebilir. Hasta, böylece terapist üzerinde sadistik bir kontrol ve güç hissi elde eder. Bu sebeplerle, terapötik nötralite, bu karşı aktarım zorlamalarını yönetmek için gereklidir. Tedavi Test aşaması ve terapötik alyansın kurulması Şizoid dünyaya giriş, şizoid ikilemin yorumlanması yoluyla olur. Ön kapıya sessizce vurursunuz ve içeri davet edilmeyi beklersiniz. Şizoid hastanın tedavisinde ilk test fazı sırasında hasta, terapiste içsel nesne ilişkileri yapısını açığa vurur. Başka alternatifleri yoktur, terapisti boyun eğmek zorunda oldukları bir efendi ya da kaçmak zorunda oldukları bir sadistik nesne olarak görürler. Borderline ve narsisistik hastalara yönelik uygun çalışma, kontrol ya da sahiplenilme/mülk edinilmeye yönelik deneyimlerdir. Borderline’a uygun yüzleştirme manipulasyon ve kontrol girişimi olarak deneyimlenir. Şizoid hastanın bu müdahalelere cevabı, ilişki için ödeyeceği bedelin bir parçasıdır. Anksiyeteleri artana kadar köle pozisyonunda boyun eğerler ve sadistik nesne/sürgündeki kendilik projeksiyonu durumu ele geçirir. Aynalanma yorumlamaları “kendini korumanın bir yolu olarak kendini sessizliğe gömüşüne odaklanman senin için çok acı verici” narsisistik hasta için çok gereklidir; bunlar, davetsiz ve hastanın gerçekliğini bunu ondan alıp götürmek üzere tanımlamaya çalışıcı olarak deneyimlenir. Müdahalenin bu formu, kendiliğe odaklanmanın acı dolu olduğunu es geçer, fakat diğeriyle sırt sırta durma girişimini, diğeriyle iletişim kurmayı hariç tutar. Şizoid ikilemin yorumlanması, şizoid hastayla çalışırken terapötik alyansın kurulması için birincil müdahaledir. Terapist, hastanın kendilik aktivasyonu yapma ve terapistle ilişki kurma girişiminde bulunduğunda terapistin onu kontrol edeceği ve manipule edeceği kaygısı yaşadığını anladığını göstererek iletişim kurma girişiminde bulunur. Hastalar bundan kaçınmanın bir yolu olarak kendilerini uzaklaştırırlar ama ardından kendilerini yakıtı kesilmiş ve yalnız bulurlar. Terapist, mümkün bir açıklama olarak bu yorumu önerir, bunu hastaya empoze etmez. Bunların, terapistin kabul edilebilir, tartışılabilir, dışlanabilir ya da reddedilebilir fikirleri olabileceği üzerinde durmak da ayrıca önemlidir. Terapist, hastanın kendisini anlamasına yardım etmesinin dışında hiçbir gündemini ifade etme girişiminde bulunur. Şizoid ikilemin yorumlaması, kendilik üçlüsü bozukluğunu güzel biçimde açıklar kendilik aktivasyonu anksiyete ve depresyonaterk depresyonu yol açar ve bu da savunmaya neden olur. Şizoid yorumlama “bana öyle geliyor ki kendin hakkında konuşmak çok fazla anksiyete yaratıcı çünkü şu anda hazır olduğundan daha fazla seni bana yaklaştırabilir…bunu yönetmek için kendini uzaklaştırıyorsun ve o zaman da yalnız ve iletişimsiz hissediyorsun ve bu durumun da kendisine özgü bir anksiyetesi var” şeklinde söylenebilir. Bu tip yorulmamalar, hem terapist ve hasta için hem hasta ve dış ilişkileri için söylenebilir. Borderline hasta ile yüzleştirme, terapinin dışındaki davranışlar üzerine odaklanır; narsistik hasta ile aynalama yorumlamaları terapötik ilişkiye odaklanır. Şizoid ikilemin tekrarlayan yorumlamaları ile hasta terapist/efendinin gerektirdikleriyle karşılaşır veya sürgüne terapist/sadistik nesne tekrar başvurmaya daha az ihtiyaç duyar. Hasta kendi uzaklığını belirleme ve paylaşma ve nasıl davranacağına karar vermek için güvende hisseder. Bu yolla transferans eyleme vurma terapötik alyansa dönüşür, terapötik alyans yeni nesne ilişkileri parçasına dönüşür, bu yeni uzlaşmacılık intrapsişik ve interpersonel ilişki kontratıdır. Bu transferans eyleme vurma ve transferans arasında bir durumdur ve ikisine net bir görüş sağlar. Şizoid uzlaşma, güvenli bir mesafeden biraz daha yakına gelmiştir. Bu egoyu tamir eden psikoterapinin amacıdır ve yakın ilişki arzusunda olduğunun bilincinde olan hastalar için kısa süren terapilerde ulaşılabilir. Hasta hayatındaki terapiste ve diğerlerine yaklaştıkça anksiyete duyar ama terapist, daha çok yakınlaşma ve ilişki içinde olma amaçlarınahastanın hedefi, terapistin değil ulaşmak için bu anksiyetenin katlanılabilir ve yönetilebilir olduğunu anlatır. Uzun dönem tedavide terk depresyonunun derinliğine çalışılması Uzun dönem terapide derinliğine çalışmanın hedefi deneyimin düzenlenmesi ya da temel prensip olarak uzlaşmayı ortadan kaldırmaktır. Her kişilik bozukluğu için bu, spontan, yaratıcı gerçek kendiliği bırakıp sahte kendiliğe geçtiklerini hatırlamak anlamına gelir. Sahte savunmacı kendiliğe güvenip bu duygudan kurtulmaya çalıştıkları şey, bu duyguyla linkledikleri anılarıdır. Terk depresyonu ile derinlemesine çalışma, hatırlanması ve hissedilmesi gerekenler anlamında uzun, kompleks ve oldukça acılıdır. Gerçek kendiliğin ortaya çıkışı için bir desteğin olmadığı illüzyonunun kaybı bir yas gerektirir. Fairbairn kötü içsel nesneyi bırakmanın ne kadar zor bir şey olduğunu anlatır çünkü bu, hastayı, orada gerçekte hiç kimsenin olmadığı gerçeğiyle yüzleştirir. Guntrip’in, Fairbairn’den alıntısı Bebek, kendi aktif libidinal ihtiyaçlarını bırakamaz yoksa ölür yok olma anksiyetesi. Bir yerde bunların tatmini için mücadele etmek zorundadır ve kötü nesne ilişkilerine tutunarak mazohistik bir şekilde bu tatmini elde eder çünkü iyi olanlar mevcut değildir. Aynı zamanda bu acıdan uzak durur ve umutsuzluk içinde nesne ilişkilerinden bir akış arar. Böylece libidinal bebek iki yöne doğru çekilir; nesnenin iyi ya da kötü olarak bölünmesi ile yüzleşir ya da nesneler olmadan ya da onlarla yapamayacağı çelişkisiyle yüzleşir.

hücum edilemez bir vücut içinde